Einstein izafiyet teorisini ortaya attığından bu yana, fizikçiler dünya üzerinde dört boyut bulunduğunu kabul ediyorlar. O zamana kadar bilinen ve kabul gören üç boyut olan uzunluk, yükseklik ve genişliğe ek olan diğer fiziksel boyut ise zaman olarak biliniyor. Matematiksel olarak da kabul gören 4'üncü boyut, diğer üç boyuta eşit değer taşıyor. Ancak insanlar dünya üzerinde üç boyutta, her yönde hareket edebiliyorlar yani, yukarı ve aşağı, sola ve sağa, ileri ve geri. Ancak zamanda sadece ileri doğru hareket edebiliyorlar, zamanda geriye doğru hareket hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Fakat fizik kanunlarında, zamanın geriye doğru hareket edemeyeceğini söyleyen bir kural mevcut değil.Zaten Einstein'in bu konuda ispatladığı hareket denklemi de zaman geriye döndürüldüğünde gayet iyi çalışıyor.Ancak henüz hiç kimse zamanda geriye seyahat etmeyi başaramadı.
Zamanın iki yönlü ya da tek yolu bir yolculuk olup olmadığı konusu, Aziz Agustin'in ''zaman geçici bir şey midir, yoksa her zaman mevcut olmuş mudur'' sorusunu ortaya atmasından bu yana 1500 yıldır insanların kafasını kurcalamayı sürdürüyor. Bundan tam 100 yıl önce H.G.Wells, The Time Machine/ Zaman Makinası adlı romanında bu konunun fizikçilere araştırılmasını önermişti. Mekanda (gerçekte mekan-zaman) istenen yönde yolculuk yapılabildiğine göre, acaba ''zaman içinde de istenen yönde seyahat edilebilir mi'' proplemi teorik fizikçilerin zihinlerini kurcalıyor.
İzafiyet Teorisi nedir?
Tam Türkçesi ''Görecelik Teorisi'' olan izafiyet teorisi üç bölüme ayrılır. Bir bölümü çeşitli hızlardaki araölar veya maddelerde geçen zamanın, uzay-zaman içinde değişik konumlarda bulunan gözlemcilere göre ''göreceli'' olduğunu varsayan bir teoridir. Ünlü fizikçi Einstein, sonlu ve eğrisel olduğunu düşündüğü evrenin dört boyutlu olduğunu, dördüncü boyutun zaman olduğunu ileri sürmüştü. Mesela ışık hızına yakın bir süratle giden bir uzay gemisini, dünyada ikizi bulunan birinin kullandığını varsayalım.10 yıllık bir seyahate çıkıp dünyaya geri döndüğünde, uzay gemisini kullanan ikiz, dünyada kendisini bekleyen ikizinden daha genç olarak dünyaya ayak basacaktır. Uzay gemisini kullanan ikiz ışık hızına yakın bir süratle hareket ettiği için, onun saatiyle on yıl, dünyadaki kardeşinin saatiyle 15-20 yıl olabilecektir.
ZAMAN MAKİNASI
Ahlak bilimciler bu durumu hilekarlık olarak nitelendiriyorlar. Onlara göre eğer mevcut doğa gerçekten zamanın geri gitmesine izin veriyorsa, bunu gerçekleştirmenin de bir yolu olmalıdır diyorlar. Son günlerde Princeton Üniversitesinden bir fizikçi, kuramsal olarak zamanda geri yolculuk yapmanın mümkün olduğunu ortaya çıkardı.
Fizikçi Richart Gott'un bu teorisi, son derece saygın bir fizik dergisi olan Physical Review Letters'da yer aldı. Bu teori, Einstein'ın İzafiyet Teorisi'nden yola çıkarak hayali bir zaman makinası yaratıyor ve şunu öne sürüyor: ''Zaman ve uzay her ikiside çok geniş kütlelerle karşılaşınca veya ışık hızı civarında bir süratle hareket edince kırılıyorlar.''
Bu öneriyi ortaya atan ilk kişi Gott değil.1988 yılında, California Üniversitesinde çalışmalarını sürdüren teknoloji fizikçisi Kip Thorne ve iki çalışma arkadaşı da kendi teorik zaman makinalarını ortaya çıkarmışlardı ve bu çalışma da aynı derginin eski sayılarından birinde yayınlanmıştı.
Caltech adı verilen bu zaman makinası, fizikçiler tarfından karadeliklerin çekirdeğinde bulunduğu kabul edilen, kurt delikleri içinde hareket etmeyi mümkün kılıyor. Karadeliğin çekirdeğindeki yoğunluk ve çekimin altında uzay, bir tünel meydana getirecek şekilde eğriliyor. Bu tünel dünyanın herhangi bir yerinde rastlanacak olan atom parçacığından bile daha dar olarak teşekkül ediyor. Tünelin bir ucundan giren herhangi bir cisim, diğer uçtan derhal dışarı çıkıyor, hatta bazı özel durumlarda geçmişe de hareket ediyor. Bu zaman makinesinin kullanılmasının ne derece mümkün olduğunu görmek oldukça zor. Zaman makinesinin, içinde insan karadelikteki ezici basınçtan etkilenmemeli ve tek bir atomdan bile daha dar olan ucundan dışarı çıkabilecek şekilde kendini küçültmeli. Daha da fazlası kurtdeliği, patlamaya meyilli olduğu durumlarda, hemen arkasından bir ikincisi meydana gelmeli vebir açıdan bu tüneli açık tutmayı sağlamalıdır.
Bu konuda Gott'un fikirleri de şöyle: '' Thorne'un bu makinesi fazla akıllıca bir şekilde düşünülmemiş. Ancak bu fikir benim de yola çıkarak başka türlü bir zaman makinesi ortaya çıkarmamı sağladı.Gott'un zaman makinesi Thorne'nunkinden daha basit. Karadelikler ve kurtdeliklerine yer vermiyor.Sadece ışık hızında hareket eden bir uzay gemisi ve uzaydaki kozmik hatlara yer veren bir teori.Aynen kurtdelikleri gibi kozmik hatların evrende varolsa da olmasa da, sadece teorik düşünceler açısından varlıkları kabül ediliyor.
SABİT SICAKLIK
Büyük patlamadan kısa süre sonra ortaya çıkan ve erken evren dönemindeki enerji sahalarını tarif eden teorilere göre, fizikçiler doğru koşullar altında çok uzun, çok ince hatlar halindeki saf enerji hatlarının soğuyacakları yerde ısılarını sabit tuttuklarına inanıyorlar. Bu enerji hatları son derece ince olmasına rağmen bir o kadar da yoğunlar.
Öylesine yoğunlar ki her santimetre karesinde binlerce trilyon ton kütle bulunuyor. Bu büyük kütle enerji hattının etrafındaki alanın bükülmesini sağlıyor. Böylece uzay bükülmüş bir mercek haline geliyor. Aynı ışı kaynağından, örneğin bir yıldızdan yola çıkan iki ışın, tamamen değişik iki yoldan hareket edebilirler. Enerji hattının iki ayrı yüzünden hareket eden ışınlar, hareketlerini aynı yerde noktalarlar. Bu teorinin odak noktası şuradan kaynaklanıyor, iki ışının izlediği yolların uzunluğu, ışık kaynağının pozisyonuna göre birbirinden farklı olabilir. Işığın her zaman aynı hızla hareket ettiği de ispatlanmış olduğundan, bu iki ışından bir tanesinin hedefine ulaşmasının daha uzun sürdüğü anlaşılır.
İşte Gott'un zaman makinesini ortaya çıkaran değişiklik de bu. Işık hızının yüzde 99,9999'u hızıyla giden ve iki yoldan kısasını seçen bir uzay gemisi hayal edin. Kuramsal olarak uzay gemisi ışın enerji hattının uzak noktasına, uzun yolu seçen ışınla aynı zamanda varacaktır. Gerçekte, gemi ışıktan daha hızlı uçuyor. Böylece kabul edilen izafiyet kanunlarınca zamanda geriye doğru hareket ediyor demektir. Karışık sebeblere göre, uzay gemisi enerji kaynağının etrafında tam bir tur yapmalıdır; bunu tek bir hat değil, birbirini neredeyse ışık hızıyla geçen iki enerji hattı gerçekleştirilebilir. Her bir hatta gelişte yeniden enerji yüklenmektedir. İşte üzerinde çalışılması gereken esas konu da budur. Gott çalışmaları konusunda şunu söylüyor: ''İzafiyet Teorisine diğer fizikçilerden ve astrofizikçilerden çok fazla ilgim var.''
Bunu sebebi fizikçilerin gerçekten zamanda geriye doğru yapılacak bir geziye inanmamaları değil. Bu seyahat gerçekleştiği taktirde fiziğin esas kurallarından bazılarını tehdit edecektir. Bir etkinin bir sonuçtan önce gelmesi neyi ifade eder? Eğer bilim kurgu gibi düşünülürse, zamanda seyahat eden bir insan geçmiş zamanlara dönerek, kendi büyükannesini daha erken yaşta öldürebilir. Böyle bir mevhum şimdilik mana ifade etmiyor, ancak Gott ve Thorne'nin teorileri doğrulanırsa bunun bir manası olmalıdır. Gott bu konuda şöyle söylüyor: ''Bir noktada fizik mekanizma oluşturmalıdır. Bu sayede bazı şeylerin yasak olduğunu veya onlarla yaşamayı öğretmelidir.'' Elimizdeki iki örnek, bu paradoksu daha fazla görmezlikten gelemeyeceğimizi ortaya koyuyor.
Zamanda Yolculuk
2006 Yılındaki Ana Hatlarıyla Uzayda'ki Gelişmeler
PLÜTON İNCELENECEK
Plüton’a gidecek NASA uzay aracı New Horizons 19 Ocak gecesi, 60 metre boyundaki Atlas-5 roketinin sırtında uzaya fırlatıldı. Aracın fırlatılışı, daha önce iki kez ertelenmişti. New Horizons, 10 yıl sürecek yolculuğunda radyoaktif plütonyum yakıtını kullanacak. 700 milyon dolarlık aracın hedefi Plüton, Dünya’ya ortalama 5.7 milyar kilometre uzakta bulunuyor.
YENİ UZAY TEKNOLOJİLERİ
NASA, yeniden Ay’a gitmeye hazırlanıyor. Dünya’nın uydusu Ay’a uçuşlar NASA’nın Orion adını verdiği yeni kuşak mekiği ile yapılacak. NASA, Ay’a insanlı uçuşlara 2014’ten sonra bir tarihte başlayacak ve 2024’te de bir üs kuracak. Çin, uzay programları için çevreyi kirletmeyen yeni bir roket motorunu başarıyla denedi. 120 tonluk yeni sıvı hidrojen ve kerozen yakıtlı motorun, gelecekte insanlı uçuşlar ve Ay’a düzenlenecek seferler için kullanılması planlanıyor.
NASA, aylar süren ertelemeden sonra, meteorologlara kasırga tahminlerinde yardımcı olacak GOES-N (Geostationary Operational Environmental Satellites) adlı uyduyu 24 Mayıs’ta fırlattı. GOES-N, NASA’nın atmosfer araştırmaları için geliştirdiği en gelişmiş uydu. Uzayı keşfedenler kulübüne katılmak isteyen petrol zengini Kazakistan, ilk uydusunu Haziran’da gönderdi.
UZAY MEKİKLERİ
Bu yıki ilk seferinde Discovery uzay mekiği, 13 gün süren seyahatten sonra Florida’daki Kennedy Uzay Merkezine 17 temmuzda indi. Şubat 2003’teki Columbia kazasından sonra ikinci seferini yapan Discovery’nin sağ salim iniş yapması, mekik programının sürmesi ve Uluslararası Uzay İstasyonunun inşaatının öngörüldüğü şekilde devam etmesi açısından büyük önem taşıyordu. Discovery ikinci uzay seferini de 23 Aralık’ta tamamladı. Discovery astronotları, son seferlerinde UUİ’nin elektrik tesisatını yeniden döşedi, güneş panellerini yerleştirdi. Mürettebat ayrıca, UUİ’ye 11 milyon dolar değerinde ve 2 ton ağırlığında bir laboratuvar monte etti. Discovery, ayrılmadan önce UUİ mürettebatından Alman Thomas Reiter’i Amerikalı astronot Sunita Williams ile değiştirdi.
Kennedy Uzay Üssü’nden 9 Eylül’de fırlatılan Atlantis’in 6 astronottan oluşan mürettebatı, Uluslararası Uzay İstasyonu’na 372 milyon dolar değerinde ve 35 metre uzunluğunda güneş panelleri taktıktan sonra 21 Eylül’de Dünya’ya döndü.
JÜPİTER’DE KIRMIZI NOKTA
Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter’de meydana gelen atmosfer hareketlerinin, yeni bir kırmızı leke oluşturduğu tespit edildi. Yeni kırmızı noktaya ‘Red Jr.’ adı verildi. Atmosferdeki manyetik fırtınaların oluşturduğu ve yüzyıllardır Jüpiter ile özdeşleşen kırmızı noktaya bir yenisi eklendi. Kırmızı noktaların atmosferdeki fırtınalardan meydana geldiği biliniyor, ancak bu rengin asıl nedeni hala gizemini koruyor.
İLK KADIN UZAY TURİSTİ
İlk kadın uzay turisti İran kökenli ABD vatandaşı Anuşeh Ansari, 18 Eylül’de Rus Soyuz uzay aracıyla UUİ’ye gittikten sonra 29 Eylül’de Dünya’ya döndü.Japon iş adamı Daisuke Enomoto’nun açıklanmayan tıbbi nedenler dolayısıyla uzay yolculuğundan çekilmesi üzerine son dakikada Enomoto’nun yerini alan 40 yaşındaki Ansari, böylece ilk kadın uzay turisti unvanının da sahibi oldu. Ansari ile birlikte Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev değişim oldu, Rus Mikhail Tyurin ile ABD’li Michael Lopez Alegria uzayda 6 aylık görevlerine başladı.
SATÜRN’E BİR HALKA DAHA EKLENDİ
Satürn’ün yörüngesindeki Cassini uzay aracı, gezegenin yeni bir halkasını keşfetti. Halkanın, Satürn’ün uydularından kopan toz ve parçalardan oluştuğu düşünülüyor. Yeni halkanın, gezegenin Janus ve Epimetheus uydularından kopan taş ve toz parçalarının birleşmesiyle meydana geldiği tahmin ediliyor.
NASA uzay aracı Cassini, dev bir kasırganın Satürn gezegeninin güney kutbunu kasıp kavurduğuna ilişkin görüntüler gönderdi. Böyle bir olaya Dünya dışındaki bir başka gezegende ilk kez rastlanmış oldu. Uranüs gezegeninin de komşusu Satürn gibi mavi halkaya sahip olduğu anlaşıldı. Avrupa Uzay Ajansı’nın Ay’a gönderdiği ilk uzay aracı SMART-1, görevin yerine getirdikten sonra öngörüldüğü gibi uyduya çakılarak kendini imha etti. SMART-1’de denenen iyon motorunun uzay yolculuklarında çığır açması bekleniyor.
MARS’TA KALABALIKLAŞIYORUZ
NASA’nın Mars yörüngesindeki Mars Reconnaissance Orbiter (MRO) aracı, gezegen yüzeyindeki uzay araçlarını fotoğrafladı. MRO’nun yüksek çözünürlüklü HiRISE kamerası, halen gezegen yüzeyinde gözlem yapan Spirit’in yanı sıra, 1976’da gönderilen ve yüzeyde kaybolan Viking-2 aracını da görüntüledi. MRO’nun çektiği fotoğraflarda Spirit’in tekerlek izleri dahi görülebiliyor. ESA’nın Venüs’e gönderdiği Venus Express aracı, gezegenden ilk fotoğrafı gönderdi. NASA, yörüngedeki Mars Global Surveyor’ın gönderdiği fotoğraflardan, Kızıl Gezegen’in yüzeyinde akarsu bulunabileceği yolunda önemli kanıtlar ortaya koydu. Halen Mars’ın yörüngesinde 3 adet uzay aracı bulunuyor; NASA’nın Mars Global Surveyor ve Mars Odyssey, Avrupa Uzay Dairesi’nin Mars Express uzay araçları. NASA’nın Mars Reconnaissance Orbiter aracı ise bu yaz yörüngede dördüncü araç olarak yerini aldı. NASA’nın ikiz robotları Spirit ve Opportunity ise Kızıl Gezegen’in yüzeyinde bilimsel araştırmalarına devam ediyor.
EVRENDEN GÖZLEMLER
Astronomlar, Haziran’da Güneş Sistemi’nin ilk zamanlarına benzeyen genç, sarı bir yıldızı çevreleyen bir toz bulutuyla karışmış büyük miktarda karbon gazı keşfetti. Beta Pictoris adı verilen yıldız ve sisteminin en fazla 20 milyon yaşında olduğu tahmin ediliyor.
Bilim insanları, evrende ilk kez bir gezegenin oluşum sürecini gözlemledi. Massachusetts Institute of Technology uzmanları, NASA’nın kızılötesi uzay teleskobu Spitzer yardımıyla, Dünya’dan 13.000 ışık yılı uzaklıkta 100.000 yıl önce patlamış bir yıldızın yörüngesinde yeni bir gezegen oluşumu gözlemledi.
Filler Ayaklarıyla'da Duyabiliyor
Sinyalleri alan filler, önce donup kaldı, sonra da hemen yavrularını aralarına alacak şekilde kümeler oluşturdu.
Filler, titreşim yayan sürüden ne kadar uzakta iseler sinyallere o kadar az tepki gösteriyor.
Araştırmanın başka bir ilginç noktası da, Namibya fillerinin pek tanımadıkları Kenyalı sürülerin yaydığı uyarı sinyallerine fazla itibar etmemesi oldu.
Araştırmanın ayrıntıları “Acoustical Society of America” dergisinde yayınlanacak.
Bir Rüya Gerçek Oldu: Enerji, Elektrik Kablosu Kullanmadan Cihaza İletildi
Franklin Hadley
Ordu Nanoteknoloji Araşt. Enstitüsü
ABD, New York:
Amerikalı bilim adamları, elektrik kablosu kullanmadan bir cihaza enerji iletmenin yöntemini buldu. Massachusetts Institute of Technology’ye bağlı bilim adamları, enerji kaynağından 2 metre uzaklıktaki 60 vatlık bir ampulü kablo olmaksızın aydınlatmayı başardı. Araştırmacılar, enerjiyi, biri ampulde, diğeri enerji kaynağında bulunan iki bakır bobin arasında elektromanyetik dalgalarla iletti.
Kablosuz güç transferinin mümkün olduğu bir gelecek hayal edin: Bizi sonsuza kadar her yerde olan elektrik kablolarından kurtaran ve prize takılmaksızın kendilerini şarj edebilen cep telefonları, mp3 çalarlar, dizüstü bilgisayarlar ve diğer taşınabilir elektronik aletler. Bu aletlerin bazılarının çalışmak için hantal bataryalara bile ihtiyacı olmayabilir.
MIT’nin Fizik Bölümünden, Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümünden ve Soldier Nanaotechnology Enstitüsü’nden bir ekip, deneyleriyle bu gelecek vizyonunu gerçekleştirme yolunda önemli bir adım attı. Profesör Marin Soljacic başkanlığındaki ekibin üyeleri Andre Kurs, Aristeidis Karalis, Robert Moffatt, Profesör Peter Fisher ve Profesör John Joannopoulos’tan (ISN direktörü) oluşmaktadır. Yakın tarihli teorik varsayımlarını gerçekleştirerek, (kablo kullanmadan) enerji kaynağından 2 metreden daha fazla uzakta bulunan 60 vatlık bir ampulü aydınlatmayı başardılar; kaynak ile cihaz arasında hiçbir fiziksel bağlantı bulunmamaktaydı. MIT ekibi bu sisteme kablosuz elektrik sözcüklerinden türetilen “WiTricity” adını vermiştir. Çalışma, 7 Haziran tarihinde Science Express’ te -Science dergisinin online yayını- açıklanacaktır. Hikaye, birkaç yıl önce bir gece yarısında başlamaktadır. Pijamaları içindeki Soljacic, mutfağın tezgahında duran cep telefonuna bakmaktadır. “O ay belki altıncı kez, onu şarj etmeyi unuttuğumu fark etmem için bipleyen cep telefonum tarafından uyandırılmıştım. Cihazın şarj olmak için kendi başının çaresine bakması harika olur diye düşündüm.”
Bunu mümkün kılmak için gücün kablosuz iletilmesi gerekmekteydi, böylece Soljacic bu isteği gerçek kılmaya yardım edecek fiziksel olgu hakkında düşünmeye başladı.
Işıma yöntemleri
Gücün kablosuz iletilmesi için çeşitli yöntemler yüzyıllardır bilinmektedir. Belki en iyi bilinen örnek radyo dalgaları gibi elektromanyetik ışımadır. Enformasyonun kablosuz iletilmesi için böyle bir ışıma harika olduğu halde güç iletimi için kullanılması mümkün değildir. Işıma her yöne yayıldığı için, gücün büyük bir bölümü boş uzayda boşa harcanacak, güç kaybı çok fazla olacaktır. Biri, lazerler gibi yönlendirilmiş elektromanyetik ışınım kullanılmasını düşünebilir. Ama bu çok pratik değildir hatta tehlikeli bile olabilir. Kaynak ile cihaz arasında kesintisiz bir görüş hattı ve cihaz hareketli olduğunda karmaşık bir takip mekanizması gerektirmektedir.
Anahtar: Manyetik Çift Titreşim
Aksine WiTricity, çift titreşim nesnelerinin kullanılmasına dayanmaktadır. Aynı titreşim frekansındaki iki titreşim nesnesi, titreşim dalgasının dışındaki nesnelerle zayıf bir şekilde etkileşirken enerjilerini verimli olarak birbirlerine aktarabiliyor. Salıncaktaki çocuk bunun için iyi bir örnektir. Salıncak bir mekanik titreşim türüdür, sadece çocuk salıncağın doğal frekansında bacaklarını aşağı yukarı kaldırdığı zaman gerçek enerji vermektedir. Diğer bir örnek akustik titreşimleri içermektedir: 100 adet aynı şarap bardaklarının olduğu bir oda hayal edin, her birine farklı seviyede şarap doldurulsun. Böylece onların her biri farklı titreşim frekanslarına sahip olmaktadır.
Eğer bir opera sanatçısı odanın içinde yeterince yüksek sesle tek bir nota söylerse, aynı dalgadaki bir bardak belki patlayacak kadar yeterli enerji biriktirebilir. Bu arada diğer bardaklar etkilenmeyecektir. Herhangi bir çift titreşimler sisteminde, sık sık “güçlü çift” operasyon rejimi oluşmaktadır. Verili bir sistemde o rejim içinde biri çalışmayı başarırsa enerji transferi çok verimli olabilir. Her çeşit titreşime uygulanan (örneğin akustik, mekanik, elektromanyetik vs.) bu faktörler evrensel olmakla beraber, MIT ekibi belirli tek bir çeşide odaklanmıştır: Manyetik çift titreşim. Ekip, daha çok manyetik alanları aracılığıyla birleştirilmiş iki elektromanyetik titreşimli sistem keşfetmiştir; aralarındaki uzaklık, titreşim nesnelerinin boyutundan birkaç kez daha büyük olduğunda bile bu sistemdeki güçlü çift rejimi saptayabildiler. Bu yolla yeterli güç transferi gerçekleştirilebilmiştir.
Manyetik bağlama, olağan materyallerin büyük çoğunluğu manyetik alanlarla oldukça zayıf şekilde etkileşime girdiği için günlük uygulamalar için özellikle uygundur. Böylece dış çevredeki nesnelerle etkileşim daha fazla engellenmektedir. Fizikte yüksek lisans öğrencisi olan Kurs “manyetik alanların biyolojik organizmalarla çok zayıf şekilde etkileşmesinin güvenlik faktörleri için de önemli olduğunu” belirtmiştir. İncelenen tasarım, her biri kendi başına titreşim sistemi olan iki bakır bobinden oluşmaktadır. Güç kaynağına bağlanan bobinlerden biri gönderme birimidir. Çevreyi elektromanyetik dalgalarla aydınlatmak yerine, çevresindeki alanı MHz frekansında dalgalanan ışımasız manyetik alanla doldurmaktadır. Sürecin titreşimli doğası, gönderme birimi ve alıcı birim arasında güçlü bir etkileşim sağlamaktadır. Bu arada çevrenin geri kalanıyla etkileşim zayıf kalmaktadır.
MIT’te fizik bölümü öğrencisi olan Moffat’ın açıklamasına göre “ışımasız alanı kullanmanın en önemli avantajı, alıcı birim tarafından toplanmayan enerjinin büyük bölümünün gönderici birimin çevresine bağlı olarak kalması, çevreye yayılmaması ve kaybolmaması gerçeğinde yatmaktadır”. Böyle bir tasarımla güç transferi sınırlı bir menzile sahip olmaktadır. Daha küçük boyuttaki alıcılar için menzil daha da kısalacaktır. Yine de dizüstü bilgisayar boyutundaki bobinler için, bir dizüstü bilgisayarı çalıştırmak için yeterli olandan daha fazla güç seviyesi oda büyüklüğündeki uzaklıklar üzerinde neredeyse her yönde ve verimli olarak iletilebilmektedir. Bu iletişim, çevredeki alanın geometrisinden bağımsız olarak ve çevresel nesneler iki bobin arasındaki görüş hattını tamamen kapatsa bile gerçekleştirilebilmektedir. Fisher “dizüstü bilgisayar böyle bir kablosuz güç kaynağının bulunduğu bir odada durduğu sürece, prize takılmasına gerek olmaksızın otomatik olarak şarj olacaktır. Gerçekten böyle bir odanın içinde çalışması için bataryaya bile ihtiyaç duyulmayacaktır” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Uzun dönemde bu, insanların oldukça ağır ve pahalı olan bataryalara olan bağımlılığını azaltabilir. İlk bakışta böyle bir güç transferi, göreceli olarak sıradan bir manyetik indüksiyonu hatırlatmaktadır. Tıpkı çok kısa mesafede birbirlerine güç ileten bobinlerin bulunduğu güç transformatörlerinde kullanılan gibi. Gönderici bir bobinde dolaşan bir elektrik akımı alıcı bobindeki bir başka akıma neden olmaktadır. Her iki bobin oldukça yakındır, ama birbirine değmemektedir. Ama bu süreç, bobinler arasındaki mesafe arttığında önemli ölçüde değişmektedir. Elektrik mühendisliği ve bilgisayar bilimlerinde öğrenci olan Karalis’in belirttiği gibi “Burada titreşim bağlantısının büyüsü ortaya çıkmaktadır. Alışılmış rezonanssız manyetik indüksiyon bu özellikli sistemde bir milyon kez daha az verimli olacaktır.”
Eski fizik, Yeni talep
WiTricity, iyi bilinen fizik kanunlarına dayanmaktadır. Öyle ki birisi daha önce neden hiç kimsenin bunu düşünmediğini merak edebilir. Joannopoulos şunları söylemektedir: “Geçmişte böyle bir sistem için büyük bir talep bulunmamaktaydı, böylece insanların bunu incelemek için güçlü bir motivasyonu olmamıştır. Son birkaç yılda dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları, iPod’lar ve hatta ev robotları gibi taşınabilir elektronik cihazlar yaygınlaştı. Bunların hepsi, sık sık şarj edilmesi gereken bataryalara ihtiyaç duymaktadır.”
Geleceğin neler sunacağı hakkında Soljacic şunları ilave etmiştir: “Bir zamanlar oğlum yaklaşık üç yaşındayken büyükannelerinin evini ziyaret etmiştik. 20 yıllık eski bir telefonları vardı ve oğlum ahizeyi kaldırıp şunu sordu: ‘Baba bu telefon neden bir kabloyla duvara bağlı?’
Bu kablosuz bir dünyada büyüyen bir çocuğun düşünce biçimidir. Verilebilecek en iyi cevap şuydu: ‘Ne kadar tuhaf ve kullanışsız, değil mi? Umarım kablolar ve bataryaların bir kısmından kurtulacağız.’”
Bu çalışmanın finansmanı, Ordu Nanoteknoloji Araştırma Enstitüsü -Soldier Nanotechnology Enstitüsü-, Ulusal Bilim Vakfı Materyal Bilimleri ve Mühendislik Merkezi ve Enerji Bakanlığı tarafından sağlanmıştır. (Ordu Nanoteknoloji Araştırma Enstitüsü- Haziran 2007, Haberin kendi başlığı “Güle Güle Kablolar”dır- dg)
Kelebek Etkisi ile “VoIP”
Kelebek etkisi bildiğiniz üzere Kaos teoremine dayanan bir deyim. Anlattığı ise bir kelebeğin kanat çırpışının kilometrelerce ötede bir fırtınaya sebep olabileceği üzerine.
Burada bahsettiğimiz Kelebek ise “VoIP” teknolojisi. 90’ların ortasında kanatlarını çırpmaya başlayan bu teknoloji bugünlerde sert rüzgarlar halinde esmeye başladı ve uzmanların görüşlerine göre 2008 ile 2010 yılları arasında ciddi bir fırtınaya dönüşecek.
Bu öyle bir fırtına ki köklü telekomünikasyon şirketlerinin stratejilerini değiştirmesine sebep oluyor. Bütün firmalar yaklaşan fırtınaya karşı önlemlerini alıyorlar. Belliki bu fırtına bazı büyük firmaları yerinden söküp atacak kuvette. Bazı küçük ve orta büyüklüktekileri de abilerinin yanına taşıyacak.
Peki neye dayanarak diyeceksiniz. İşte size sebepleri;
Öncelikle klasik telekomünikasyon sistemleri ile VoIP çalışan sistemleri incelemek gerekli. Klasik yani TDM temelli sistemler büyük oranda bu amaca hizmet eden elektronik devrelerdir. Bu sistemlerin geliştirme maliyetleri yüksektir çünkü bu sistemlerin tasarlanması için çok sayıda nitelikli mühendislere ihtiyacınız vardır. Sistemin temeli inşaa edildikten sonra üzerinde radikal değişiklikler gerçekleştirmeniz hemen hemen imkansızdır çünkü bu tip değişiklikler çoğunlukla elektronik dizayn gerektirir. Bahsettiğimiz bu işlemlerin hepsi ciddi birer maliyet kalemidir. Tabiki bu ürünlerin üretimi için ciddi bir üretim tesisi de gerekmektedir. Bütün bunların sonunda görevini yerine layığıyla getiren ama sahip olma ve işletme maliyetleri yüksek bir sisteme sahip olursunuz.
VoIP çalışan sistemler ise büyük oranda yazılım temellidir. Birçok amaç için üretilen PC tabanlı sistemler üzerinde çalışırlar. Geliştirme maliyeti TDM temelli santrallere göre düşüktür çünkü yerine getireceği fonksiyonlar yazılım tarafından karşılanır. Çoğunlukla elektronik dizayn gerektirmez. Daha yüksek kapasiteli işlemciler kullanıldığından birden fazla fonksiyonu yerine getirebilirler. Amaca özel değil genele hizmet eden donanımlar kullanıldığı için ilk sahip olma maliyeti ve işletme maliyeti TDM temelli sistemlere göre daha avantajlıdır. Üretimi için daha küçük bir üretim bandı yeterlidir.
Bu açıdan baktığınız zaman VoIP teknolojisinin yarattığı rahatsızlık gayet doğaldır. Çünkü VoIP bir değişimdir. İletişim sistemlerinin üretiminde, İş yapış şeklimizde ve hatta yaşayış şeklimizde. GSM teknolojisi hayatımızı nasıl değiştirdiyse VoIP de aynı şekilde değiştirecektir ve hatta değiştiriyorda.
Bilindiği gibi değişimi kabullenmenin çeşitli aşamaları var. Bunlar;
- Denge
- Hareketsizlik
- İnkar
- Kızgınlık
- Pazarlık
- Depresyon
- Test
- Kabullenme
Şu anda kullanıcılar ve üreticiler bu aşamalardan geçmekte. Kimileri daha ilk safhalardayken kimileri bu değişikliği kabullenmiş ve hatta bu değişiklikten faydalanabilmeleri için yollar arıyor yada uyguluyorlar.
Örneğin son günlerde birleşme haberi ile gündeme gelen Avaya’yı “www.avaya.com“ ele alalım. TDM temelli santrallerden gelen Avaya uzun süredir IP temelli sistemler ile müşterilerine hizmet vermekte ve bu alanda araştırma şirketleri tarafından Pazar lideri olarak gösterilmekte. Peki milyar dolar ciro yapan ve büyümesini devam ettiren bir şirket neden böyle bir birleşme gerçekleştireceğini duyursun?
Kimilerine göre bu ticari bir durum olarak yorumlanırken bazı çevreler bunu değişen piyasa şartlarına göre Avaya tarafından öngörülen bir düzenleme olarak yorumluyor.
Çünkü VoIP sebebiyle artık iletişim bir yazılım işi haline dönüştü ve hatta yazılım destekli servisler olma yolunda ilerliyor. Şirketlerin iletişim ile ilgili beklentileri değişiyor ve artık daha farklı alanlarda bu yazılımları kullanmak istiyorlar. İletişim sistemlerini artık süreçlerinin birer parçası haline getirmek istiyorlar. Avaya gibi bir şirket için bile böyle büyük bir şirketi bu ihtiyaçları karşılayacak ürünler veya servisler verecek hale getirmek ciddi bir maliyet demek.
Bu aşamada iki kuraldan bahsetmek istiyorum.
Bunlardan ilki Metcalfe kanunu. 3M şirketinin kurucusu olan Robert Metcalfe “Bilgi ağlarının kullanılabilirliği yada faydası, kullanıcıların sayısının karesi ile doğru orantılıdır.” Şeklinde ifade ettiği bir kanun ortaya koymuştur.
Diğeri ise “Disruption” kanunu. “Disruption” türkçe’de aksama, kesilme anlamına geliyor. Bu kanuna göre; teknolojik sistemler Moore yasasının da gösterdiği şekilde üstel olarak gelişir. Bu gelişim ve değişim belirli bir yoğunluğa geldiği zaman ilgisiz gibi görünen başka sistemleri de etkiler.
Bu iki kanun aslında VoIP teknolojisinin bugünkü durumunu gayet iyi özetliyor. Genişbant internet erişimi ve kullanıcıların yaygınlaşması Skype gibi iletişim sistemlerinin önünü açtı. Yaygınlaşan ve talebi artan bu teknoloji ise artık belirli bir doygunluğa ulaştı ve şu anda başka sistemlerin gelişimini tetikliyor. Örneğin GSM telefonların üzerinde SIP desteği gelmeye başladı.
Artık Microsoft “www.microsoft.com“ gibi büyük yazılım şirketleri bu alana girmeye başladılar. Mevcut şirketler değişen şartlara göre stratejilerini gözden geçiriyorlar. Açık kaynak yazılım üreten topluluklar bu alanda bir çok proje ürettiler ve üretiyorlar. Hatta açık kaynak VoIP yazılımları başka Açık Kaynak yazılımlarla entegre oldular. Bu durum servis konusunda tecrübeli daha ufak şirketleri bu alana çekiyor. Hatta ülkemizde de bu alanda çözümler üreten Cwiz “www.cwiz.com.tr“ gibi ürünler görülüyor. Bu değişimin sebebi ise 90 ların ortasında kanatlarını çırpmaya başlayan VoIP kelebeği.
Kaynaklar:
Apple firması, yeni mobil telefon ve müzikçaları iPhone'u 29 Haziran'da ABD'de satışa sunacak.
6 ay önce bu yeni ürününü Başkanı Steve Jobs ile tanıtan Apple, iPhone'un 29 Haziran'da raflarda yerini alacağını, televizyon reklamları ve web sitesindeki ilanlarıyla duyurmaya başladı.
IPhone'un ABD'deki dağıtımı Amerikan ATT telefon şirketi tarafından yapılacak. Mobil telefon ile geniş ekranlı bir iPod müzik çalar ve internet erişimli bir aygıtı tek bir cihazda birleştiren iPhone'un, 2008 başında da Avrupa ülkelerinde satışa sunulması bekleniyor.
IPhone'un 4 GB kapasitelisi 499 dolara, 8 GB kapasiteye sahip olanı da 599 dolara satılacak.
Geniş bir dokunmatik ekran ve yeni bir yazılım temelinde kullanıcı arayüzüne sahip iPhone, kullanıcının parmaklarıyla ekranda bir isme veya numaraya dokunarak arama yapmasını sağlıyor.
IPhone, bir PC gibi internet hizmetinden kullanıcı bilgisi alınmasını da olanaklı kılıyor. Veri iletimi için EDGE ve Wi-Fi kablosuz teknolojilerini kullanan, quadband iletişim alt yapısıyla çalışan GSM telefonuna sahip iPhone, SMS yazarken yanlış yazmaya engel olan ve yanlışları düzelten "Qwerty" uygulamasını sunuyor.
İki megapiksel kamera ile bir PC ya da Mac ile uyumlu fotoğraf yazılımını bünyesinde bulunduran iPhone, ayrıca, geniş dokunmatik ekranla kullanıcısına şarkı, sanatçı, albüm ve şarkı listelerine bir parmak hareketiyle ulaşma olanağı sağlayan tam bir iPod hizmeti sunuyor.
Kullanıcısına müzik, sesli kitap, sesli ve görüntülü podcast, müzik videosu, televizyon programı ve film izleme olanağı sağlayan cihazın 3.5 inçlik ekranında TV programı, film izlenebiliyor, dokunmatik olarak ses, ileri-geri kontrolü yapılabiliyor.
802.11 b/g Wi-Fi ile kablosuz internet ağına bağlanabilen iPhone, ayrıca Google'ın harita hizmeti ile Apple'ın harita uygulamasını kullanabiliyor.
9 farklı dilde YouTube hizmete girecek
YouTube kurucuları Chad Hurley ve Steve Chen, Paris'te düzenlenen bir konferansta, sayfanın kısa süre sonra yeni dillerle donatılacağını ve yerelleştirileceğini açıkladı.
Geçen yıl 1.65 milyar dolar gibi rekor bir fiyata Google tarafından satın alınan YouTube sürekli olarak geliştirilmeye devam ediyor.
İlk aşamada 9 yeni ülkede gerçekleştirilecek olan proje kapsamında site üzerinde ana sayfa ve arama fonksiyonlarına dair özellikler o ülke diline çevrilecek. Ardından sistemin ülkeye göre sıralama ve o ülkenin değerlerine göre bir içerikle sürdürüleceğini ifade eden ikili, getirilecek yeniliklerin öncelikle Brezilya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Japonya ve Polonya'da uygulamaya sokulacağını açıkladı.
Türkçe ile ilgili bir planın olup olmadığı henüz bilinmiyor. Ancak Google'ın (dolayısıyla YouTube'un) kullanıcı potansiyeli gördüğü ülkelere yatırım yaptığı da bilinen bir gerçek. Türkiye için Türkçe YouTube açılması adına belki de Türk internet kullanıcılarının buradaki potansiyelden yetkilileri haberdar etmesi gerekecek.
Erkunt, 1 dönüm arazide 0.75 litre yakıt kullandı
Erkunt Tarım Makineleri tarafından üretilen Türkiye'nin ilk yerli tasarım traktörlerinin yakıt tasarrufu sağladığı noter tarafından onaylandı.
Tarım Makine ve Aletleri Test Genel Müdürlüğü ve Sincan 2. Noter'i huzurunda geçtiğimiz günlerde yapılan mazot testinde sağladığı yüzde 40'a varan oranlarda yakıt tasarrufu onaylanırken, Erkunt marka traktörlerle 1 dönümlük arazi 8 dakika 48 saniyede sadece 0.75 litre yakıt harcanarak sürüldü.
Erkunt Tarım Makineleri Genel Müdür'ü Zeynep Erkunt Armağan, yakıt tasarrufu konusundaki iddialarını belgelediklerini söyledi. Çiftçilere ürettikleri traktörlerinin tanıtımını yaparken, sağladıkları yakıt tasarrufunun önemine değendiklerini belirten Armağan, şunları söyledi:
Ancak zaman zaman sevgili çiftçilerimizden '1 dönümde ne kadar mazot yaktığının çalışması varsa bize gösterin' talepleri alınca, haklı isteklerini, noter huzurunda yapacağımız bir testle karşılayalım istedik. Ve iddiamızın ispatını da gerçekleştirmiş olduk. 1 dönümde 0,75 litre mazot tüketimi, gerçekten Türk çiftçisine büyük katkı sağlayacak bir avantajdır. Hele ki mazotun bu kadar pahalı olduğu bir ülkede.
Firmamız; ERKUNT TARIM MAKİNALARI SANAYİİ. A.Ş. , bir ERKUNT GRUBU şirketidir.
Ankara Sincan Organize Sanayi Bölgesinde toplam 32.269 m2 açık alan üzerine kurulu fabrikamızda , Türkiye'nin tamamı yerli sermaye ile Türk Mühendisleri tarafından tasarlanmış ilk traktörleri üretilmektedir. Traktör üretimine 2004 yılı Eylül ayında başlanmıştır. Şirketimizin 2.üretim yıldönümünde ilk ihracat bağlantısı yapılmış ve içinde bulunduğumuz sektörde, bir ilke daha imza atılarak Bulgaristan'a, Azerbaycan'a ve Macaristan'a distribütörlük verilmiştir.
ERKUNT traktörleri bu kısa süre içerisinde, yüksek performansı ve düşük yakıt tüketimi ile Türk çiftçisine kendisini kabul ettirmiştir. Üretime ilk başladığında 2 model ile pazara açılan firmamız, gelen yoğun talep üzerine bugün 5 farklı model ve 15 tip traktörü paha biçilmez Türk toprağı ile buluşturmuştur.
26/09/2006 Tarihinde TSE-ISO-EN 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi almaya hak kazanmış olan firmamız , Türkiye'de ve Dünyada, kaliteli ürünleri ile adını duyurmaya, hızla büyümeye, genç ve dinamik kadrosu ile Türkiye'de ilklere imza atmaya devam edecektir.Bilgi ekonomisinin yerini tasarım ekonomisi mi alacak?
Maddenin sınırları içinde kalmayıp onu aşmaya çalışmak..Yalnızca bilimsel ölçülerle yetinmeyip, maddeyi aşmak ve hükmetmek. Bilineni değiştirmek..Bin yıllardır simyacılığın kendini aşma çabası modern çağda endüstriyel tasarımcılarda hayat buluyor. Onlar bilim dışı her ölçüyü; duyguları, yaratıcılığı ve hayal gücünü de ürünlere yansıtıp, objelere yeni şekiller kazandırıyor. Musluk, çaydanlık, otomobil ya da bilgisayar, akla gelebilecek her eşya endüstriyel tasarımcıların elinde yeniden hayat buluyor. Çevrelerine adeta üçüncü bir gözle bakan endüstriyel tasarımcılar objeleri kimi zaman modaya uygun, kimi zaman geleneksel, kimi zaman da çağdaş esintilerle şekillendiriyor.
Ancak üzerinde çalıştıkları objeleri zevkli ve konforlu hale getirirken, kullanışlı olmasını ve sorun çözmesini de ön planda tutuyorlar. Pazar ihtiyaçları, imalat yöntemleri, ergonomi ve estetik, tasarımları etkileyen unsurlar arasında. Türkiye'de 1990'lı yıllardan sonra gelişen endüstriyel tasarımcılık dünyada oldukça önemli bir yere sahip. Özellikle son 10 yıldır dünyanın önde gelen ülkeleri, rakiplerinden farklı olmanın yolunun endüstriyel tasarımdan geçtiğinin farkında. Bu nedenle Almanya, İtalya ve Japonya başta olmak üzere, piyasayı yönlendiren ülkeler, yıllardır ürün geliştirme konusunda yoğun şekilde çalışıyor. TÜRKİYE VE ENDÜSTRİYEL TASARIM İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi ve Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK) İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof.Dr. Alpay Er, Türkiye'de mesleğin gelişimini şu şekilde özetliyor: "Türkiye'de endüstriyel tasarımın gelişiminde 1980 ve 1995 tarihlerinden söz edebiliriz. 1980 sonrasında Türkiye'nin ekonomik cephesinde köklü değişimler yaşanmaya başladı, ihracat gündeme geldi, rekabet arttı, piyasa ekonomisi kuralları yerleşmeye başladı. Ne zaman yüksek tasarım girdili yabancı ürünler iç piyasada boy göstermeye başladı, o zaman hedefleri sadece iç piyasa olduğundan tasarımı bir gereklilik gibi görmeyen firmalar da ürünlerinde fark, yenilik yaratma çabasına girdi." Alpay Er, "Artık dünya bilgi ekonomisi yerine tasarım ve yenilik ekonomisi gibi kavramları tartışıyor" dedi. YURT DIŞINDAKİ ÜNLÜ TASARIMCILARIMIZ Başarılı tasarımcılarımızın sayısı her geçen yıl artıyor. Ayşe Birsel, Defne Koz, İnci Mutlu, Mirzat Koç, Türkiye'de yetişip yurtdışında kariyerlerini başarıyla sürdüren isimler. Yurtdışında tasarım eğitimi alarak, kariyerini Wolkswagen Grubu'nun Tasarım Müdürü olarak sürdüren Murat Günak da ünlü Türk tasarımcılar arasında. Alpay Er, başarılı tasarımcılar listesine şöyle devam ediyor; " Çalışmalarını İstanbul'da sürdüren Aziz Sarıyer, Oya Şenocak, Ümit Altun, Can Yalman, Tanju Özelgin, ve Arif Özden'i, genç kuşaktan Kunter Şekercioğlu, Trio Tasarım Grubu'ndan Ece Günay ve Burak Dalyan ile Zafer Uluçay'ı da bu gruba dahil etmek gerekiyor. Ayrıca aldıkları ödüller ile yurtdışındaki tasarım dergilerinin de dikkatini çeken yeni mezun Tamer Nakışçı, Demet Bilici ve Seçil Uğur'un da önümüzdeki yıllarda adlarından sık sık söz ettireceği muhakkak." Murat Günak'ın tasarladığı Peuguot 206, Ayşe Birsel'in ABD'li ofis mobilya devi Herman Miller için tasarladığı Resolve ve İnci Mutlu'nun Koziol için tasarladığı plastik aksesuarlar büyük beğeni topladı. Özellikle genç kuşaktan tasarımcılar ve öğrenciler Philips, Nokia ve benzeri uluslararası firmaların düzenledikleri yarışmalarda yıllardır dereceye giriyor. En son Tamer Nakışçı Nokia'nın ödülünü kazandı. Son 5 yıldır Türk firmaları İF ve Red Dot gibi Avrupa Tasarım Promosyon örgütlerinin de ödüllerinin de sahibi oldular.
Demet Bilici: Endüstri, tasarımın önemini keşfetti Demet Bilici tasarladığı "Drop Corian Lavabo" ürünü ile Wallpaper Dergisi'nde "En Çok Aranan 10 Tasarımcı" başlığı altında yer aldı. Bilici'nin bir başka ürünü "Yaptım-Bozdum", tasarımcıya ADesign Fair 2004'de Yılın Genç Tasarımcısı ödülünü getirdi. "Mesleğimiz tamamen insanla ilgili. İhtiyaç zevk ve konfora hizmet veren bir sektörde çalışıyoruz. Düşünce yapımızla, olaylara Akdeniz sıcakkanlılığıyla bakışımızla, pratik zekamızla aslında tasarıma yepyeni bir bakış açısı ve boyut getirebiliriz. Endüstrinin de bunu fark etmeye başladığını düşünecek olursak önümüzdeki yıllarda çok güzel gelişmeler yaşanacağına inanıyorum".
Ümit Altun: Henüz çocukken karar verdim "Oldum olası otomobil çizmeye, tasarlamaya aşırı bir merakım vardı. Sürekli bulduğum her kağıt parçasının üzerine otomobil resimleri çizerdim. Oyuncakları bozarak yeni modeller yapardım. Lise yıllarımda meslekler hakkında bilgi sahibi olmaya başladığımda ise tasarımcı olmaya karar verdim. Bu karar benim için sadece ileride yapacağım mesleği seçmek anlamına gelmiyordu, aslında o anda yaşam biçimimi şekillendirecek kararı vermiştim. 2003 yılından beri endüstriyel ürün tasarımı konusunda birçok firma ile değişik konularda yürüttüğüm tasarım çalışmalarımı kurucusu olduğum DesignUM'da sürdürüyorum."
Ece Günay: Tasarım, rekabet gücünü arttırıyor "Endüstriyel tasarım bir ürünün pazarda rekabet gücünü arttıran en önemli unsurlardan biri. Son dönemde endüstriyel tasarımcılık gençler tarafından tercih edilen meslekler arasına girdi. Bunun nedenini de mesleğin gençlerin kendilerini ifade ederken daha özgür olmalarına olanak verdiğini düşünüyorum. Her insanın doğasında tasarımcılık yatar. Ancak endüstri ürünleri tasarımcısının aldığı sağlam teknik ve görsel eğitimin yanı sıra güçlü bir öngörü ve yorum yeteneğine sahip olması gerekir Her projenin kendi araştırma, tasarım ve imalat süreçleri vardır ki bazen bunlar birbirleriyle eş zamanlı da yürüyebilir. Ürün tasarımı sürecinde tasarımcının düşündükleri projeye göre değişiyor."
Dilek Mollaveisoğlu, İTO İstanbul Ticaret Gazetesi, 31 Ekim 2005.
En Büyük Denklemi Türk Mühendisler Çözdü!
21. Yüzyılda Bilgi Teknolojileri ve Türkiye
Görüldüğü üzere sanayi toplumunda -üretim aşamasında sonlanma sonucu- var olan lineer kalkınma hızı bilgi toplumunda yerini geri beslemeden kaynaklanan eksponansiyel (üstel seviyede) bir hızla kalkınmaya bırakmaktadır. Burada sanayi toplumundaki kalkınma anlayışı ile bilgi toplumundaki kalkınma anlayışı arasındaki bir farka da dikkat etmek gereklidir. Sanayi toplumunda kalkınma, toplumun yaptığı tüketime dayalı olarak üreticinin getirisidir. Ancak bilgi toplumundaki sinerjik (paylaşıma dayalı) yaklaşım, bilişimsel getirinin tüm topluma açık olmasını sağlamaktadır. Bu da sosyolojik bağlamda sınıfsallığın ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe neden olan ferdi büyüme ivmesinin azalmasına yol açabilecek ve sınıfsal toplumdan fonksiyonel topluma (yetenek-görev-gelir ilişkisi tutarlı) geçişi gerçekleştirecektir.
Kalkınma ve gelişim alanında bilgi çağının taşıdığı bu özellikler kaçırılan bir trenin yakalanma olasılığını en aza indirmektedir. Maalesef bilgi toplumuna geçişte toplumların tam sanayileşmiş olması gerekliliği yani teknolojik üretim, bir ön koşul iken, ülkemiz sanayileşme aşamasına çok geç girmiş olmaktan ve halen ancak yarı-sanayileşmiş olmaktan dolayı çok geride kalmıştır. Sanayi çağında onyıllarla ölçülen sürelerin bilgi çağında yıllar ve hatta aylar seviyesine indirgenmiş olmasıyla bu handikap kısmen zayıflamış olsa da halen yeni çağı özümsemiş ve bilgi toplumuna geçişi hedefleyen bir yönetim yapısına sahip olmamamız bu konuda işimizi giderek zorlaştırmaktadır. Yapılması gereken ivedilikle bir yeni çağa geçiş stratejisi hazırlamak ve bunu uygulamaya koymaktır. 21. Yüzyılın devletini ve güçlü Türkiye’sini yaratmak amacıyla uygulamaya konulacak yeni çağa geçiş politikalarında temel bileşenler şunlar olmalıdır:
· Bilim ve Teknoloji Bakanlığı
· ARGE
· Üniversite-Sanayi-Devlet-İşbirliği
· Bilişim tabanlı katılımcı eğitim sistemi
· Temel Eğitim
· Bilişim ve Teknoloji Eğitimi
Ulusal Teknoloji Politikaları
Bilim ve Teknoloji Bakanlığı
Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nın temel görevleri şunlar olmalıdır;
- Ulusal güvenlik kapsamına giren konularda Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı ile iletişim içerisinde olmak. Savunma ve İletişim Teknolojileri konusunda yapılacak yatırımlarda gerekli beyin ve iş gücü için yetişmiş uzman desteği vermek.
- Özel sermayeyi, bilişim sektörüne ve teknolojik araştırmalara yapılacak yatırımlar konusunda yönlendirmek.
- AR-GE faaliyetlerinin geliştirilmesi ve desteklenmesine yöneli gerekli politik düzenlemelerin yapılmasını sağlamak. Bu yönde sistematik çalışmalarda bulunmak.
- 5, 10 ve 20 yıllık perspektifler içerisinde geleceğe dönük planlamalar yapmak.
- Ülke kaynaklarının verimli değerlendirilmesi amacına yönelik olarak sayısal veri tabanlarının oluşturulmasına katkıda bulunmak, Coğrafik Bilgi Sistemi (GIS) ve Küresel konumlama Sistemi (GPS) yüksek teknoloji olanaklardan daha yoğun biçimde faydalanılmasını sağlamak.
- Sektörel ihtiyaçları belirlemek, planlama çalışmaları sonucu ihtiyaç duyulan alanlarda devlet desteğini ve denetimini arttırmak özel sermayeyi bu alanlara teşvik etmek.
- Küresel rekabet ortamında ülkeyi bir adım öne çıkaracak alanlara öncelik tanımak ve geleneksel fiziksel üretim sektöründen bilişimsel üretime doğru yatırımların kaydırılması için gerekli ön koşulları sağlamak.
- Sektörün ihtiyaçları doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı ve Üniversiteler ile koordineli olarak yeni eğitim alanları belirlemek, nitelikli eleman yetiştirmek ve genç beyinleri bilinçli ve verimli tercih yapmaya yönlendirmek.
- Her türlü yatırımın takibini yapmak. Denetimlerde ve önerilerde bulunmak.
- Dönemsel maliyet ve performans analizi çalışmalarıyla teknolojik üretimin optimize edilmesi konusunda çalışmalar yapmak, sektör bileşenlerinin vergi yükümlülüklerini belirlemek.
Uluslara küresel gelişmeler karşısında rekabet etme şansını getirecek olan teknolojik üretim tarzı özgün üretimdir. Dış kaynaklı, patentli teknolojik bir ürünün ithali veya ülke içerisinde fason üretiminin yapılması, yerli sermayenin gelişmesini engellemekte ve ülkeye bir getiri ya da istihdam olanağı sunmamaktadır. Özgün bir teknolojik üretim yapısının kuulabilmesi için AR-GE politikalarının oluşturulması şarttır. AR-GE sonucu ortaya çıkan ürünler hem ulusal ekonominin gelişmesini sağlamakta hem de teknoloji ihracı yoluyla ülkeye rekabet şansı tanımaktadır.
Ulusal AR-GE politikasının temel bileşenleri günümüz koşulları dikkate alındığında şunlar olmalıdır:
- Türkiye’nin deprem tehlikesinden uzak Orta Anadolu bölgesinde kurulacak Teknokent içerisinde bakanlığın, bilişim ve teknoloji firmalarının bir araya gelmesi sağlanmalı, ülkenin bu her açıdan en güvenli bölgesinde devlet, üniversite ve sanayi işbirliği ile teknolojik üretim gerçekleştirilmesi, savunma sanayinin desteklenmesi, açık ve gizli proje çalışmalarıyla ülkenin yeni çağda liderliğe oynayacak bir konuma getirilmesi hedeflenmelidir.
- AR-GE’nin uygulanacağı sektör seçilirken küresel konjonktür, ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik yapı ve tekno-ekonomik paradigmalar göz önüne alınmalıdır.
- Teknoloji stratejik bir değer olarak algılanmalı, yatırım planlaması yaparken bu biliçle hareket edilmelidir.
- AR-GE için gerekli iş ve beyin gücünün sağlanması konusunda devlet-üniversite-özel sektör işbirliği uygulanmalıdır.
- AR-GE politikaları Bilim ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde hızlı işleyen bir bürokratik yapının kontrolünde olmalıdır.
- AR-GE politikaları uygulanırken dışarıdan yöntem ithal edilmemeli aynen ideolojisinde olduğu gibi ulusun kendi koşullarına uygun yeni bir yaklaşım tarzı benimsenmelidir. Ancak bunu yaparken yabancı ülke örnekleri son derece iyi incelenmeli dorular ve yanlışlar gözden geçirilmelidir.
- Firmalar kendi AR-GE ekipmanlarını oluşturmaları konusunda yönlendirilmeli ve desteklenmelidir. Her şeyi devletten bekleyen zihniyet aşılmalı, özel sektörün de kendi fikirleri doğrultusunda AR-GE yapması desteklenmeli ve bunun için gerekli önkoşullar sağlanmalıdır.
- Küçük yatırımcının büyük sermayeyle koordineli üretime geçmesi sağlanmalı ve KOSGEB gibi kuruluşlar etkinleştirilmelidir.
- Patent sistemi geliştirilmeli ve desteklenmeli. Benzer projelerin entegre hale getirilerek verimliliğinin arttırılması sağlanmalıdır.
- Dış kaynaklı teknolojik yatırımın da ülkeye girmesi desteklenmeli ancak ulusal sermayeye daha uygun rekabet imkanlarının sağlanarak birincil üretici konumunda yerli sermaye tutulmalıdır. Yabancı teknolojinin ülkeye girmesini izin verilmesiyle kalitenin arttırılması hedeflenmelidir. Böylece tekelleşmenin ve kalitesiz ürün sorununun önüne geçilerek piyasa ekonomisinin ulusal bilişim ve teknoloji sektörü üzerindeki yıkıcı etkisi ortadan kaldırılmalıdır.
- Bilişim alt alanları içerisinde donanımsal, fiziksel üretime nazaran çok daha fazla katma değere sahip olan yazılım sektörüne özel bir önem verilmelidir. Yetenekli genç beyinler bu alana kanalize edilerek devlet desteği bu yönde arttırılmalıdır.
- Bilişim ve teknoloji eğitimi özel olarak ele alınmalıdır.
Devlet, Üniversite ve Sanayi İşbirliği
Orta Anadolu’da kurulacak olan Teknokent içerisinde devlet ve özel sektör biraraya gelmeli ve koordineli sekilde çalışarak üretim faaliyetlerinde bulunmalıdırlar. Birimlerde ortaya çıkan yetişmiş eleman ve uzman ihtiyacı üniversiteler tarafından karşılanmalı, devlet ve özel sektör üniversiteleri verilmesi gereken eğitimler ve iş süreçleri konusunda yönlendirmelidir.
Devlet, eksikliğin farkedildiği alanlarda doğrudan yatırımda bulunmak yerine özel sektörü bu alana teşvik etmelidir. Üretim kapasitesine göre kademeli vergilendirme ve kredilendirme politikaları ile yatırımcının nefes alması sağlanmalıdır. Ancak yatırım sürekli olarak devlet denetiminde olmalı, gerektiği zaman müdahale edilebilmelidir. Böylece devlet kaynaklarını çok fazla sarfetmeden ulusun ihtiyaçları doğrultusunda üretimi planlamış ve gerçekleştirmiş olacaktır.
Devlet ile ulusal sanayi yüksek maliyetli projelerde beraber çalışmalıdır. Devletin ulusal güvenlik sınırları haricinde kalan projeleri kamunun kontrolüne ve denetimine açık şeffaf bir şekilde sürdürülmeli ve öncelikle yerli sanayiye ihale edilmelidir.
Küçük ve orta ölçekli üreticiler devlet tarafından koordineli çalışır hale getirilmeli ve paylaşımlı olarak sürdürülebilecek projeler maliyet analizlerinin ardından KOBİ’lere bırakılmalıdır. Böylece küçük sanayinin de teknolojik üretime katkısı bir nebze arttırılmış olacaktır.
BİLİŞİM TABANLI KATILIMCI EĞİTİM SİSTEMİ
Temel eğitimBilişim ve Teknoloji Eğitimi
Madde madde sıraladığımız bu aşamaların gerçekleştirilmesinin ardından Türkiye, 21. Yüzyılda global rekabette kendisini öne çıkaracak ve dünyadaki konumunu güçlendirecek olan “Teknik Devlet” yapısına geçiş için gerekli altyapıyı oluşturmuş olacaktır. Teknik Devlet yapısında da üç önemli kavram bulunmaktadır. Bunlar;
· Ulusal Bilgi Ağı
· Sayısal Kimlik
· Sayısal Para ve Kontrollü Sayısal Piyasa Ekonomisi
olarak gösterilebilir.
Markaların Çoğunun Giremediği Turquality’de Harcama Limiti Kaldırıldı
Fikir babası Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in "Kurumsallaşmış bir Turquality var artık. İlk haliyle birbirimize bile anlatmakta güçlük çekiyorduk" dediği Turquality, aldığı eleştiriler üzerine sil baştan yenilendi. Hazırgiyim sektörü lehine ayrım yapıldığı ve tanıtımlarda paraların havaya savrulduğu yönünde eleştirilerden sonra seçim kriterleri değiştirilen dünyanın ilk hükümet destekli markalaşma programı Turquality’e, projeye ilk başta dahil edilen 18 hazırgiyim markası ve tasarımcıdan sadece beşi girebildi. On yılda 10 dünya markası yaratarak ihracatı artırmayı ve kaliteli Türk malı imajını oluşturmayı hedefleyen Turquality’den, bundan böyle aralarında Atasay, Damat/Tween, Efes, Pınar ve Temsa’nın da bulunduğu hazırgiyim, beyaz eşya, kuyum, mücevher, gıda, elektronik, otomotiv sektörlerinden 33 marka faydalanacak.
Turquality’de ilkinden farklı olarak yurtdışı mağazalaşmaya yönelik kira, tanıtım, dekorasyon ve hukuki danışmanlık gibi hizmetlerde yılda 330 bin dolar ile sınırlı tutulan limit de kaldırıldı. Buna göre şirketler, üst limit olmaksızın yaptıkları markalaşma harcamalarının yüzde 50’sini beş yıl boyunca devletten karşılayabilecek.
Zorlu İki Markası İle Girdi
Zorlu Holding, Vestel ve Taç olmak üzere Turquality listesine iki markası ile girmeyi başardı. Yeni Turquality’de ilk başta yer alan markalardan Bil’s, Aydınlı, Harmanlı Deri, Abbate, Mithat Giyim, Pasha Deri, Polo Giyim ve tasarımcılar Atıl Kutoğlu, Hüseyin Çağlayan ve Dice Kayek ise bulunmuyor. Bu markaların Turquality için şanslarının hala devam ettiği, ancak belli kriterleri yerine getirdikten sonra yeniden sisteme dahil olma şanslarının bulunduğu belirtildi. Tasarımcıların ise sanayicilerle uzun soluklu çalışmalar sağlanması amacıyla farklı stratejiler geliştirildiği için şimdilik listede yer almadığı öğrenildi. Aralarında Mavi Jeans, Ülker, Mey İçki ve Çilek Mobilya gibi markaların ise halen incelemeleri sürdüğü için Turquality listesinde yer almadığı açıklandı. Koç Grubu’nun ise ihracattaki güçlü firması Arçelik için henüz müracaat yapmadığı kaydedildi.
2023 İhracat Hedefi 500 Milyar Dolar
Bakan Tüzmen, dün Dış Ticaret Kompleksi`nde marka isimlerinin açıklandığı toplantıda, 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşabilmek için markalarla dünya pazarlarında en iyi şekilde satış yapmaları gerektiğini kaydetti. Tüzmen, "Kurumsallaşmış bir Turquality var artık. İlk haliyle birbirimize bile anlatmakta güçlük çekiyorduk. Turquality sayesinde ihracat hedefimizi tutturmak kolaylaşacak" dedi. Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı ve Turquality Çalışma Grubu Başkanı Ziya Altunyaldız firmalara destek sağlanan Destekleme Fiyat İstikrar Fonu bütçesinin geçen yıl 350 milyon YTL olduğunu, 2007 bütçesinin 400 milyon YTL`nin üzerinde olmasını beklediklerini söyledi.
İncelemesi Başarıyla Bitenler, Turquality’e Geçecek
İlk haliyle markaları, projeyi yürüten Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in başkanlığında Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türkiye İhracatçılar Meclisi, İhracatçı Birlikleri ve Genel Sekreterlik temsilcileri ile uzmanların oluşturduğu komite seçiyordu. Yeni sistemde ise aynı komite, marka seçimi için uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi Deloitte’un inceleme kriterleri raporuna göre hareket etmeye başladı. Bu doğrultuda ilk etapta seçilen 15 marka ve üç modacı, hali hazırda Marka Teşviği’nden faydalanan markalar ile birlikte Şampiyon Havuzu olarak adlandırılan bir kümeye yerleştirildi ve Deloitte tarafından incelemeye alındı. Deloitte`un raporları ışığında ise havuzda yer alan 64 marka arasından 33 tanesi Turquality kapsamına dahil edildi. Geri kalan markalar, Marka Teşvik Programı’ndan faydalanıyor. Bu markalar harcamalarının yüzde 50’sini dört yıl boyunca devlet destekli yapabiliyor. Havuzun dışında yer alan markaların olduğu firmalar ise sadece yurtdışı ofis mağazacılık desteğinden faydalanıyor. Havuzdaki firmalardan ikisi ise ofis mağaza destek programına kaydırıldı. Havuzda yer alan ve incelemesi devam eden markaların onay gördüğü takdirde ise anında Turquality’e katılma hakkı bulunuyor. Sorumluluklarını yerine getirmeyen markalar ise altı ay sonra Turquality haklarını kaybedebilecek.
Bugüne Kadar 55 Firmaya 22.4 Milyon Dolar Harcandı
İki yıl önce hayata geçirilen Turquaulity projesi kapsamında bugüne kadar Rusya ve Japonya’da çeşitli etkinlikler yapıldı. Rusya Pazarına yönelik 2004 yılında Moskova’da gece yapıldı. Yine Rusya`da medya tanıtımları, Atıl Kutoğlu, Dice Kayek ve Hüseyin Çağlayan’ın New York, Paris defileleri gerçekleştirildi. Japonya’nın en büyük department storelarından Takashimaya’da Türk markaları standı kuruldu. Turquality kapsamında firmalara inceleme ve iletişim faaliyetleri gibi alanlarda 9.5 milyon dolar harcandı. Marka teşvik kapsamında 55 firmaya verilen toplam destek miktarı 22.4 milyon dolar harcandı.
Kaynak: Referans Gazetesi
Turquality Nedir?
Bir başka ifadeyle Turquality katma değer sahibi ürünleri iç ve dış rekabetten ayrıştırmak için maddi ve yönetsel katkı sağlayan bir destek programı olma özelliği taşıyor.
Turquality ile ürünün tasarımından mağaza rafındaki satışına kadar tüm süreçlerde özenli ve sistematik kalite yönetimini belgeleyen garantör bir üst kimliğin oluşturulması amaçlanıyor.
“Türk” ve “kalite” konseptlerini bir araya getiren Turquality , Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve İhracatçı Birlikleri’nin ortak projesi olarak İTKİB Genel Sekreterliği koordinasyonunda yürütülmekte olup ilk kez 12 Ocak 2004 tarihinde kamuoyuna açıklandı.
Tüketici gözünde Turquality güncellik, çağdaşlık, kalite, yenilikçilik gibi temel değerleri ifade ediyor. Turquality logosu, kullanılan ürün açısından aynı zamanda “kalite garantörü” olma özelliği de taşıyor.
Bunun yanında tüm markalar için bir “gelişim katalizörü” olması planlanan Turquality, global kapsamda tescil edilen logosuyla da Türkiye’nin ürün ve hizmet kalitesindeki farklılaşmanın sembolü olacak.
Turquality projesi ilk etapta hazır giyim alanında uygulanacak ve diğer sektörlere yaygınlaştırılacak. Hedef pazarlar açısından projenin ilk uygulamasına 16 Aralık 2004’de Moskova’da başlanacak olup daha sonra sırasıyla Paris, Londra ve Madrid’de devam edilecektir.
Organizasyon kapsamında sermaye sahipleri, üreticiler ve tasarımcılar ortak çalışarak uluslararası markalar yaratmaya teşvik edilecekler.
Turquality Vizyonu
Uluslararası rekabetin gereği Türk endüstrisi kendisini stratejik olarak yeniden konumlandıracaktır.
Bu konumlamanın gereği olarak, markaların imajlarını dünya standartlarına taşımak bir zorunluluktur.
Turquality yapısı itibarıyla alanında özgün bir projedir. Türk ürünlerinin ve firmalarının dünyadaki başarılarını sağlayacak değişimin katalizörüdür.
Turquality’nin Misyonu
Günümüz global pazarındaki rekabetin karmaşık yapısı sebebi ile Turquality projesinin ulaşmaya çalışacağı iki temel misyonu vardır:
Organizasyonel Mükemmellik ve Turquality Belgesi
Turquality’nin ilk aşamada hedefi bir kalite belgesi olarak Türk hazır giyim sektörünün uluslararası pazarlarda imajını ve kalite algılanmasını yükseltmekir.
İlk aşamada, Türk hazır giyim firmalarının uluslar arası rekabet avantajını yükseltmek amacı ile organizasyonlarını, üretim yeteneklerini, alt yapılarını ve stratejilerini geliştirmek amacıyla seçim ve destek sunan bir platform olacaktır.
Globalleşen dünya pazarlarında yeni ve kaliteli ürünlerle, kavramlarla ve markalarla başarılı bir şekilde rekabet edilmesini amaçlar.
Kaynak : www.itkib.org.tr/Res800/diger/turquality.htm
Ev bilgisayarları için güvenlik rehberi
Evlerde kullandığınız bilgisayarlar, teknolojik hırsızlık yapanların ilk hedefleri arasında yer alıyor. Kredi kartı numaralarınız, banka hesaplarınız ve kişisel bilgilerinizin güvenliğini iyi sağlamanız gerekiyor.
Saldırganlar sadece para ile ilgili bilgileri çalmaz, aynı zamanda bilgisayarınızın kaynaklarını da çalabilir. Haberiniz olmadan istemediğiniz bilgiler kopyalayabilir, işlemcinizi kullanabilir, hatta bağlantınızı kullanarak başka bilgisayarlara saldırabilirler.
Saldırgan, saldırısı için ne kadar çok bilgisayar kullanırsa kimliğinin belirlenmesi o kadar zorlaşır. Kimliği belirlenemezse durdurulamaz.
ADSL, kablo fark etmiyor
Peki, saldırganlar ev bilgisayarlarını kırmaya neden bu kadar meraklı? Çünkü ev bilgisayarları genellikle güvenli değildir ve kırılmaları çok kolaydır. Saldırganlar çok kısa sürelerde binlerce ev bilgisayarını tespit edip kırabilir.
Kablolu modemle ve ADSL'le internete bağlanan bilgisayarlar, sürekli bağlı olmalarından dolayı ve büyük bant genişliğinden dolayı saldırganların favori hedefleri olsa da, çevirmeli ağ bağlantıları da saldırılardan nasibini alır.
Bilgisayarınızın güvenliği size bağlı
Ev bilgisayarı internete nasıl bağlı olursa olsun, saldırılara maruz kalabilir, bu saldırılar da genellikle başarı ile sonuçlanır. Çoğu kullanıcı, evlerindeki bilgisayarın güvenliği için birşey yapmaları gerektiğinin bilincinde değildir.
Nasıl arabanızla trafiğe çıkabilmek için trafik sigortası yaptırmak gibi bir sorumluluğunuz varsa, aynı şekilde bilgisayarınızı internete bağlamadan once güvenliğinden de emin olmalısınız.
Bilgisayarınıza nasıl girerler?
Bazen size virüslü bir e-posta gönderirler. Siz bu e-postayı okuduğunuzda virus aktif hale gelir ve saldırgan için bir kapı açar. Bazen ise bilgisayarınızda çalışan programların açıklarından faydalanarak başka bilgisayarlara girebilirler.
Saldırgan bilgisayarınıza girdikten sonra genellikle bir program kurar. Bu sayede yaptıklarınızı sürekli izleyebilir, hatta değiştirebilir. Bu tür programlara 'arka kapı' (backdoor) denir. İyi yazılmış arka kapılar genellikle kullanıcı tarafından kolaylıkla fark edilemez.
Güvenlik için ne yapmalısınız?
Bilgisayarınızı tek bir tuşa dokunarak bir çırpıda güvenli hale getirmeniz mümkün değildir. Aşağıdaki adımları tek tek dikkatli bir şekilde uygulamalı ve uyarılara dikkat etmelisiniz:
Antivirüs programları bilgisayarınıza gelen her dosyanın içeriğine bakar. Bu içeriği tanıyıp tanımadığını, bildikleriyle uyuşup uyuşmadığını kontrol eder. Tanıdığı virüslerle benzeyip benzemediğine karar verdikten sonra ya bilgisayarınıza girmesine izin verir veya bu dosyayı yok eder.
Antivirüs yazılımı yapan firmalar yeni çıkan virüsleri sürekli takip edip bu virüslerle ilgili bilgileri antivirus programının hafızasına yüklerler. Buna 'virus signature' adı verilir. Antivirüs programının etkili çalışabilmesi için peryodik olarak 'virus signature' güncellemesini yapmanız gerekir.
Bilgisayarınızda kullandığınız bir programın veya işletim sisteminin bozulması durumunda, ona yama denilen küçük bir program yüklersiniz.
Bu yamalar bilgisayarınızdaki açıkları kapatır. Yamalar, genellikle programı üreten firmanın Web sayfalarından ücretsiz olarak indirilebilir.
E-posta kutunuza gelen alıcısını tanımadığımız ve dosya ekleri olan e-postaları açmayın. Bu e-postalarda genellikle eki açmanızı cesaretlendirici, merak uyandıran şeyler yazar. 'Hacker'lar arasında bu yönteme 'social engineering' adı verilir.
Bu çok etkili bir yöntemdir, çünkü saldırgan kurbanını ikna yoluyla alt eder. Ek açıldıktan sonra virus, truva atı veya benzeri programlar, kurban farkında olmadan otomatik olarak kurulur ve bilgisayar artık saldırganın kontrolündedir.
Bilgisayardaki 'güvenlik duvarları', büyük şirketlerin girişlerindeki 'X-Ray' cihazlarına benzer. Güvenlik duvarı bilgisayara hangi paketlerin giriş yapabileceğine karar verir.
Gelen paketlere tek tek bakar, zararsız ve sizin izin verdiğiniz paketler olduğuna karar verirse geçişlerine izin verir, tanımadığı veya zararlı paketlerin geçişine ise izin vermez.
Herhangi bir virus ya da programın kendisinin verdiği bir hata, hatta donanımın kendisinin bozulması istemediğiniz bir şekilde bazı dosyaların bozulmasına sebep olabilir.
Yedek almadığınız bir durumda uzun süredir üzerinde çalıştığınız raporları veya arşivlerinizi kaybedebilirsiniz. Bunların yenilerini oluşturmak ise aylarınızı alabilir.
Tüm şifrelerinizi farklı yapın ve en önemlisi de mümkün olduğunca sık değiştirin. Tahmin edilemeyecek şifreler seçmeye özen gösterin.
Şifrelerinizi isminiz, doğum tarihiniz gibi belli olabilecek kelime veya sayılardan kurmayın. Hatta anlamlı bir isim de kullanmayın.
Hacker'ların en sık kullandığı yöntemlerden biri şifre kırma yöntemidir. Şifre kırıcı programlar bilgisayardaki tüm sözcükleri –sayı kombinasyonları ile birlikte- dener.
Eğer kullanıcı şifre olak sözlükte yer alan bir isim seçtiyse bu şifreyi kırmak sadece birkaç dakika alır. En iyi şifre başkaları için en karmaşık sizin için ise en akılda kalır olan rakam/harf/sembol dizisidir.
Kötü şifreler
İyi şifreler
Örnekler
Sanki bir adım attığını bilmez mi gönül? = S1aabmg?
A yerine @, ı yerine 1, b yerine 6, e yerine 3.
E-postaların yüzde 95'inden fazlası hurda
Bir araştırmaya göre, tüm dünyada dolaşan e-postaların yüzde 95'inden fazlasını hurda postalar oluşturuyor.
Tüm dünyadaki e-postaların izlendiği araştırmaya göre, e-postaların yüzde 95'inden fazlasını hurda (junk mail), istenmeyen (spam mail), hata mesajları ve virüsler oluşturuyor.
Dolaşımda olan elektronik postaların sadece yüzde 4'ü gibi son derece küçük bir bölümü, gerçekten amaca yönelik ve iletişim amaçlı içerikten oluşuyor.
Yüzde 99'u virüslü
Hurda postaların büyük bir çoğunluğu virüslü PC'lerden kaynaklanıyor. İncelenen bilgisayarların yüzde 99'unda spam ya da virüs programlar bulunuyor.
Güvenlik firması Return Path'e göre, sürekli olarak istenmeyen e-postalar gönderen bu bilgisayarların belleklerinde yaklaşık 20 milyon e-posta adresi bulunuyor.
Kaynak ABD
İstenmeyen ya da hurda posta yayma konusunda ilk sırayı yüzde 23.2 ile ABD alıyor. Bunun, geniş bantın yaygınlaşması ve PC'lerin indirme işlemleri için sürekli açık bırakılmasından kaynaklandığı sanılıyor.
ABD'nin ardından ikinci sırada, internete getirdiği yasaklar konusunda srekli olarak eleştirilen Çin geliyor. Çin'in istenmeyen postalara katkısı yüzde 20 oranında.
Çin'de internet kullanımı Batı'daki kadar yaygın olmasa da, nüfus yoğunluğu sayıyı artırıyor. 1.5 milyar nüfuslu Çin'de 123 milyon kişi internet kullanıyor, bunların yarısı da geniş banta sahip.
ABD ve Çin'den sonra ise yüzde 7.5 ile Güney Kore, yüzde 5.2 ile Fransa, yüzde 4.8 ile İspanya ve yüzde 1.8 ile İngiltere geliyor.
Nette bu kelimelerden uzak durun
Bilgisayar güvenliği uzmanları, bir internet arama motorundan bulunan siteye tıklandığında yüzde 4 casus yazılım veya bilgisayar virüsü bulaşma ihtimali bulunduğu uyarısı yaptı.
Antivirüs yazılım şirketi McAfee'ye göre sadece ABD'deki kullanıcılar kendilerini online güvenlik sitelerine götürmesi amacıyla ayda 276 milyon civarında arama yaptı.
Virüsle mücadele şirketinin, internetin beş büyük arama motoru, webdeki aramaların yüzde 93'ünü oluşturan Google, Yahoo, MSN, AOL ve Ask'da yaptığı araştırmada, American On Line (AOL) şirketi en güvenli, Yahoo ise en riskli çıktı.
AOL'de yapılan aramalarda sitelerin yüzde 2.9'u, Yahoo'da ise yüzde 5.4'ünün riskli olduğu belirlendi.
McAfee şirketinin araştırmasında, webde yapılacak en tehlikeli aramaların da dijital müzik paylaşımının olduğu P2P siteleri olduğu ortaya çıktı.
"Bearshare" P2P sitesi yüzde 45.9 ile en riskli sonucu verirken, bunu yüzde 37.1 "Limewire", yüzde 34.9 ile "Kazaa" ve yüzde 32 ile "Winmix" izledi.
Diğer riskli arama kelimelerinin de yüzde 42 ile "screensavers" (ekran koruyucu) ve yüzde 31.1 ile "wallpapers" (duvar kağıdı) olduğu belirlendi.
Konular
Dosyalar
6.çerçeve programı projesi hazırlama .6.çerçeve programı projesi sunma ve değerlendirme.Finansal Analiz.Örnek Finansal Analiz.Finansal Başarısızlık.Sermaye Piyasası Kurumu.İnsan Kaynakları Yönetim Sistemi.AB'ye Özel sektörün intibakı.AB Çevre Müktesebatı.Stratejik Planlama.Bilgi Toplumu Stratejisi.Tarım Stratejileri.Kriz Yönetimi .EU Lobbying.Bilgi ekonomisinin reddettikleri.Teknokentler.Bilgi Ekonomisi.E-Ticaret'e Davet.TİKA Teknik Yardım Projeleri.Fikri Mülkiyet Hakları.Proje Yönetimi.Endüstriyel Tasarım Tescili.Tübitak Proje Destek Süreci.Pazar Araştırması ve Planlaması.Örgüt Yönetimi.Makale Yazma.Bilimsel Araştırma Teknikleri.
Yurtdışı Pazarları
Azerbaycan. Moğolistan. Türkmenistan. Kırgızistan. Kazakistan. Özbekistan. Ukrayna. Moldava. Romanya. Gürcistan. Makedonya. Bosna-Hersek.
Vizyon 2023 Teknolojik Öngörüleri
Strateji Belgesi. Üretim. Tasarım. Savunma Havacılık Uzay. Nano. Mekatronik. Malzeme. Enerji ve Çevre. Biyoloji ve Genetik. Bilişim.
Genel Bilgiler
Dinler Tarihi.Atatürkçülük.
BİLİM
TOPLUM Dunya ekonomi tarihi.GIDA ÇEVRE SAĞLIK TARIM Bitki Islahı.MALZEME TEKNOLOJİ Nano Teknoloji.Bilgisayar Ağ Temelleri.ENERJİ TAŞIMACILIK UZAY Yıldızların İç Yapısı ve Evrimi.
SANAT
ROL MÜZİK EDEBİYAT YEMEK Denizlerimizdeki Balıklar.
SPOR
YAZ KIŞ MÜCADELE