Örgüt Kültürü ve Tipleri
Örgüt kültürü, örgüt içi ilişkilerin oluşturulması ve bu ilişkilerin düzenli bir şekilde sürdürülmesinde çalışan ve yöneticilere rehberlik etmektedir. İlişkiler, çalışanlarla yönetim arasında olacağı gibi örgüt içi bölümler arasında ve çalışma grupları arasında da olabilmektedir. Çalışanlar arasındaki ilişkiler çoğu zaman işe dayalı olarak iş ortamında kendiliğinden ortaya çıkan ilişkilerdir. Örgüte katılan bireyin örgüte alışması, işiyle ilgili sorunları çözebilmesi ve çevreye uyum gösterebilmesinde örgüt kültürü etkili
olmaktadır. Eğer örgüt kültürü paylaşım temeline göre oluşturulmamışsa bunların gerçekleşmesi de mümkün olmayacaktır. İş dünyasını incelediğimizde, örgüt kültürü veya kurum kültürünün farkına varan kurum veya kuruluşların işe, bireye, çevreye, yeniliğe, değişime, krize, risk gibi hususlara daha duyarlı olduklarını görmekteyiz. Çünkü bu tür kurum ve kuruluşlarda, planlama, tam katılım, güven, saygı, iletişim, eğitim, problem çözme, kararlılık, esneklik gibi değerlerden oluşan bir örgüt kültürü yapısı vardır.
Dört Ana Kültür Tipi :
1. Hiyerarşi Kültürü:Çağdaş kuramlar içinde en erken oluşturulan bu yaklaşım 1880’lerde Avrupa’daki devlet örgütleri üzerinde çalışan Alman sosyolog Max Weber’in çalışmalarına dayanmaktadır. Endüstri devriminin başlarında örgütlerin karşılaştığı en büyük mücadele gittikçe büyüyen karmaşık bir toplum için etkin bir şekilde mal ve hizmet üretmekti. Weber bürokrasinin klasik ifadeleri olarak bilinen yedi karakteristik önermiştir.
Fonksiyonel uzmanlaşmaya dayanan iş bölümü, görevlerin ve yapılacak işlerin önceden tespit edilmesi ve planlanması
Açık ve seçik bir şekilde belirlenmiş hiyerarşik bir yapı; böylece her kademe bir üst kademe tarafından kontrol edilecektir. Emir ve komuta zinciri içerisinde hiyerarşik bir organizasyon yapısı oluşturulması.
İlke ve yöntemler; her kademede işlerin nasıl yapılacağı ile ilgili olarak ayrıntılı ve soyut ilkeler ve yöntemler geliştirilecektir.
Gayrişahsî (impersonal) ilişkiler; Weber’e göre personel kişisel, duygusal olmayan, hissi herhangi bir bağ geliştirmeden davranmalıdır.
Teknik yetenek esasına dayanan bir personel seçim ve terfi sistemi; çalışanların resmi bir sınavdan ve belirli bir eğitim seminerinden sonra işe kabul edilmesi.
Otorite ve sorumluluğun organizasyonda açık olarak belirlenmesi; Yöneticilerin seçimle değil, atama yoluyla işbaşına getirilmesi.
Organizasyonda yazılı kuralların oluşturulması ve saklanması.
1960’lara kadar hemen hemen bütün yönetim ve örgüt çalışması kitapları Weber’in hiyerarşi ve bürokrasi modelinin ideal örgüt biçimi olduğunu varsaymıştır, çünkü bu model sabit, etkin ve yüksek tutarlılığı olan hizmet ve ürün sağlamaya olanak vermiştir. Çevrenin görece sabit olması kadar görev ve işlevler de bütünleşik ve eşgüdümlü olabilmekte, ürün ve hizmetlerdeki tekbiçimlilik devamlılık arzetmekte ve çalışanlar işle denetim altında tutulabilmekteydi. Karar verme yetkisinin belirgin olması, standart kural ve süreçler ile denetim ve sorumluluk mekanizması başarının anahtarı olarak görülmüştür. Bu model ile uyumlu örgütsel kültür sınırları çizilmiş ve yapılandırılmış bir iş yeri ile temsil edilmektedir. Süreçler insanların ne yapması gerektiğini söylemektedir. Etkin liderler iyi koordinatör olanlar ve iyi örgütleyenlerdir. Düzenli işleyen bir örgütü sürdürmek önemlidir. Örgütün uzun dönemli amacı sabitlik, öngörülebilirlik ve etkinliktir. Yazılı kurallar ve politikalar örgütü bir arada tutar. Tipik Amerikan fast food restoranlarından büyük holdinglere ve devlet kurumlarına kadar değişen örgütler hiyerarşi kültürünün tipik örneklerini sergileyebilmektedirler. Büyük örgütler ve devlet kurumlarında genellikle hiyerarşi kültürü egemendir, geniş standart prosedürlerinin olması, çokça hiyerarşik kademeler ve kuralları daha da güçlendirme çabası bunların tipik delilleridir. Fast food restoranları gibi küçük örgütlerde bile hiyerarşi kültürü egemen olabilmektedir.2. Piyasa Kültürü1960’ların sonunda örgütler yeni rekabetçi mücadelelere giriştiklerinden başka bir örgütlenme biçimi popüler olmaya başlamıştır. Bu biçim hiyerarşiden tamamen farklı bir varsayımı temel almakta ve büyük ölçüde Oliver Wiliamson, Bill Ouchi ve arkadaşlarının (Williamson,1975; Ouchi,1981) çalışmalarına dayanmaktadır. Bu araştırmacılar örgütsel etkinliğin kurulması olarak adlandırdıkları bir takım alternatif faaliyetler bütününü tanımlamıştır. Bunların içinde en önemlisi etkileşim maliyetidir (transaction coast). Bu yeni tasarım örgütü bir piyasa yapısı olarak ele alır. Piyasa (market) terimi pazarlama fonksiyonunun bir adaşı olmadığı gibi pazaryerindeki müşterileri de ifade etmemektedir. Bunun yerine kendisi bir piyasa gibi işleyen örgütlere gönderme yapar. İç işlerinden ziyade dışsal çevreye yönelinir. Tedarikçiler, müşteriler, sözleşmeli ortaklar, bayiler, sendikalar, dağıtıcılar ve benzerlerini içeren daha çok dışsal kuruluşlarla olan etkileşim üzerinde odaklanılmaktadır. İçsel denetimin kurallar, uzmanlaşmış işler ve merkezi kararlar tarafından sürdürüldüğü hiyerarşi kültüründen farklı olarak piyasa kültürü asıl olarak ekonomik piyasa mekanizmaları ve para değişimi vasıtasıyla işlerliğini sürdürür. Yani, pazarların esas odağı rekabetçi avantajlar yaratacak diğer kuruluşlarla etkileşimler (takaslar, satışlar, sözleşmeler) kurmaktır. Karlılık, alt kademede işin bitirilmesi, pazar payındaki güç, geniş hedefler ve sağlam müşteri temelleri örgütün başlıca amaçlarıdır. Piyasa tipindeki örgütlere hâkim olan asal değerlerin rekabet ve üretkenlik olması şaşırtıcı olmamalıdır. Piyasa kültürlerindeki rekabet ve üretkenlik, dışsal konum ve denetim üzerinde güçlü bir vurgu yapmak suretiyle kazanılmaktadır. Piyasa kültüründeki temel varsayım dışsal çevrenin husumet dolu değil salim bir yer olduğu, müşterilerin müşkülpesent ve değerlerle ilgili olduğu, örgütün rekabetçi konumunu artırmayla ilgilendiği ve yönetimin ana görevinin örgütü üretkenliğe, sonuca ve karlılığa yöneltmek olduğudur. Net bir amacın ve saldırgan bir stratejinin üretkenliğe ve karlılığa neden olduğu düşünülmektedir. ÖKDÖ’de değerlendirilen piyasa kültürü sonuç yönelimli bir yerdir. Liderler, zorlu üreticiler ve güçlü rekabetçilerdir, zor ve talepkârlardır. Örgütü bir arada tutan bağ kazanma arzusudur. Uzun dönemdeki plan rekabet ve hedefleri gerçekleştirmektir. Başarı, pazar payı ve nüfuz bağlamında tanımlanmaktadır. Rekabeti ve pazar liderliğini elde tutmak önemlidir.
3. Klan Kültürü: Aile tipi örgütlere benzediği için klan olarak adlandırılmıştır. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Japon firmalarında yapılan çalışmalardan sonra bir takım araştırmacılar Amerika’daki piyasa ve hiyerarşi kültürü ile Japonya’daki klan kültürü arasındaki temel farkları gözlemlemişlerdir (Ouchi, 1981; Pascale ve Athos, 1981; Lincoln, 1990). Paylaşılan değerler ve hedefler, bağlılık, katılımcılık, bireysellik ve ‘biz’ duygusu klan tipi örgütlere nüfuz etmiştir. Ekonomik varlıklardan ziyade daha çok geniş ailelere benzemektedirler. Hiyerarşik kural ve prosedürler veya kar merkezli rekabetçi pazarlar yerine klan tipi firmaların tipik karakteristikleri takım çalışması, çalışan uyum programları ve çalışanlar için kurumsal bağlılıktır. Bu karakteristikler, takım olarak ödülün alınması, kendi üyelerini kendilerinin işe alması veya işten çıkarması, kalite çemberleri, çevrenin güçlendirilmesi biçimindeki yarı özerk çalışma takımlarında görülmektedir. Klan kültüründeki bazı temel varsayımlara göre çevre en iyi takım çalışması ve çalışanların gelişimi ile yönetilebilir, müşteriler ortaklarmış gibi düşünülmelidir, örgüt insani bir iş çevresi geliştirme ile ilgilenmelidir, yönetimin ana görevi çalışanları güçlendirmek ve onların katılımcılığını, bağlılıklarını ve sadakatlerini yükseltmektedir. Bu karakteristikler insan ilişkileri yaklaşımını benimseyen araştırmacı ve yazarlar tarafından Amerikada’da özellikle savunulmuştur (ör. McGregor, 1969; Likert, 1970; Agyris, 1962). Japon firmalarında oldukça yüksek başarı sağlamış özellikle de ikinci dünya savaşından sonra bu prensipler benimsenmiş ve başarıyla uygulanmış olsa da Birleşik Devletler ve Avrupa kökenli örgütler ancak 1970’lerin sonu ve 1980’lerde mesajı anlayabilmiş ve klan kültürünün o kadar da kötü bir şey olmadığını iyi bir iş duygusu yarattığını farkedebilmiştir. Örneğin yöneticilerin uzun ve ileriye dönük planlar yapmasının zor ve karar verme mekanizmalarını belirsiz hale geldiği hızlı değişen belirsiz çevre koşullarında örgütsel faaliyetleri koordine etmede etkili olacak yöntem; bütün çalışanların aynı değerleri, inançları ve hedefleri paylaşmasıdır. İkinci dünya savaşı sonrasında Japon örgütleri batılı örgütlerden çok daha önce bu mesajı yakalayabilmiştir. Klan tipi bir örgüt ileride Araçlar kısmında da anlatılacağı üzere Örgütsel Kültür Değerlendirme Ölçeğinde insanların kendilerinden pek çok şeyi paylaştıkları çalışmak için arkadaşça bir ortam olarak betimlenmektedir. Geniş bir aile gibidir. Liderler akıl hocaları olarak düşünülmekte ve hatta belki de veli/ebeveyn figürleri gibi algılanmaktadır. Örgütü bir arada tutan sadakat ve gelenektir, bağlılık yüksektir. Uzun vadede bireysel gelişime önem verilir yüksek uyum ve moral her şeyin üstündedir. Başarı içerideki hava ve insanların meselelerine göre tanımlanır.
4. Adhocrasi Kültürü: Dünya endüstri çağından Bilgi çağında doğru ilerledikçe dördüncü bir ideal örgüt tipi ortaya çıkmıştır. Bu örgüt tipi giderek yirmi birinci yüzyılın örgütsel dünyasını karakterize eden aşırı hızlı ve aşırı çalkantılı ortamlara en hızlı tepki verebilen bir yapı sunar. Ürün ve hizmetteki canlılığın hızla azalmasıyla, önceki üç örgüt tipinden farklılaşan bir takım varsayımlar geliştirilmiştir. Bu varsayımlar yenilikçi ve öncülük eden inisiyatiflerin başarıya götürmesi, örgütlerin geleceği hazırlama ve yeni ürün ve hizmet geliştirme işine yoğunlaşması ve yönetimin ana görevinin girişimcilik, yaratıcılık ve faaliyeti güçlendirmesi olarak sıralanabilir. Adaptasyon ve yenilik bu çerçevede yeni kaynaklara ve karlılığa yol açmakta böylelikle de gelecek vizyonunu oluşturma, örgütlü anarşi ve disiplinli imgelem kavramlarına vurgu yapılmaktadır. Adhocrasi (adhocracy) kelimesi ad-hoc kökünden gelmektedir. Ad-hoc kelimesi zamansal, özgülleşmiş/uzmanlaşmış, dinamik bir birime gönderme yapar. Pek çok insan bir şekilde görevini bitirir bitirmez ayrıldığı bir ad-hoc iş gücüne veya komiteye katılmıştır. Adhocrasiler zamansalcılara benzer. Yeni ortamlar oluştuğunda hızla kendilerini buna uyarladıkları “çadırları saraylara tercih ederim” biçiminde karakterize olurlar. Bir adhocrasinin ana hedefi uyarlanmayı, esnekliği ve yaratıcılığı artırmaktır. Adhocrasi örgütü uzayhavacılığı, yazılım geliştirme, think-tank danışmanlığı ve film yapımı gibi endüstrilerde sıklıkla rastlanabilmektedir. Bu örgütlerin önemli bir iddiası yenilikçi ürün ve hizmet üretmek ve yeni fırsatlara hızla uyum sağlamaktır. Piyasa ve hiyerarşi kültüründen farklı olarak adhocrasilerde merkezi iktidar veya yetki ilişkileri yoktur. Bunun yerine iktidar bireyden bireye veya görev takımından görev takımına doğru el değiştirir. Bireyselliğe, risk almaya ve geleceği görmeğe yüksek vurgu yapılması üretim, müşteri ve Ar-Ge ile yoğun olarak ilgilenilmesini zorunlu kılmaktadır. Örneğin danışmanlık firmalarında her farklı müşteri talebine bağımsız bir proje gibi bakılır ve zamana bağlı örgütsel tasarım göreve eşlik etmek için oluşturulmaktadır: Proje sona erdiğinde yapıda kendiliğinden çözülmektedir. Bazen farklı bir tipte başat kültüre sahip geniş örgütler içinde adhocratik alt birimler olabilmektedir. Quinn ve Cameron’ın (1983) New York eyaleti akıl sağlığı bürosunda meydana gelen evrimsel değişimleri incelediği çalışmalarında hiyerarşik bir yapıda mevcut bulunan adhocrasi alt birim kültürlerini ortaya çıkarmışlardır. Kuruluşunun ilk beş yılında büro adhocrasi olarak organize edilmiştir. Quinn ve Cameron (1983) analizlerinde aşağıdaki bulgulara ulaşmıştır:
(1) hiç bir örgüt şeması yoktur – bu büro için organizasyon şeması çizmek imkânsızdır zira sık sık ve çok hızlı değişmektedir;
(2) zamansal fiziki mekân –direktörün bir ofisi yoktur nerede gerekli olduğunu düşünürse orada operasyonları yürüttüğü bir üs kurmaktadır;
(3) zamansal roller –personel değişen müşteri sorunlarına bağlı olarak atanmaktadır,
(4) yaratıcılık ve yenilik – çalışanlar sorunlara yeni çözümler üretmek ve müşterilere yeni hizmet seçenekleri sunmaları için cesaretlendirilirler.
Özet olarak adhocrasi kültürü dinamik, girişimci ve yaratıcı iş yerleri için geçerlidir. İnsanlar elini taşın altına koyar ve risk alırlar. Etkin liderlik vizyon sahibi, yenilikçi ve risk yönelimlidir. Örgütü bir arada tutan deneyime ve yeniliğe olan bağlılıktır. Yeni bilgi, ürün ve/veya hizmet sahibi olmak üstünlük sağlar. Değişim için hazırlıklı olmak ve yeni mücadelelerle karşılaşmak önemlidir. Örgüt uzun dönemde hızlı gelişimi ve yeni kaynaklar kazanmayı hedefler. Başarı biricik ve özgün ürün ve hizmet üretme ile eşanlamlıdır.
Gerilla Pazarlama
“Guearilla Marketing” in amacı kendi mallarına,hizmetlerine,tekliflerine olan ilgiyi en yükseye çıkarırken bu uğraş için harcanılan kaynakları,masrafları en aza indirmektir.Gerilla Marketing tıpki bir gerilla savaşcısı gibi dikkati başka bir tarafa çekmeye çalışır.Bunu yaparkende uyguladıkları politikalar “ değişik,şaşırtıcı,orginal,eğlendirici” dir.Herşey küçük bir bütçeyle meydana gelir.
Gerilla Marketing ilk başlarda sadece küçük firmaların büyük firmalarla daha iyi mücadele edebilmesi için kullanılmışdır.Bundan dolayı gerilla marketing fikrinin öncülerinden Jay Conrad Levinson bu yaklaşımı bir “yıpratma” saldırısı olarak tanımlar.
Gerilla Marketing de önemli olan bir noktada esnekliktir.Şirketler yayılma alanlarının,karlarının,aktivitelerinin azalmasını önlemek için her duruma karşı tıpki bir gerilla gibi esnek olmalıdırlar.Kaynaklarını yeni fırsatlara hızlı ve en etkin bir şekilde yönlendirebilmelidirler.Pazar da oluşabilecek hertürlü durumu önceden tahmin etmek,sonsuz rekabet ortamında ayakta kalabilmek içinde bulundukları durumu iyi analiz etmelidirler.
Gerilla Marketing de şirketler Marketing stratejilerini oluşturmak için mutlaka fiyat politikalarına dikkat etmek zorundadırlar.Sundukları ürünler , teklifler şaşırtıcı,agressiv olmalıdır.
Gerilla Marketing uygulamalarının diğer önemli tarafı ise mesajın olabildiğince kişiye en etkin bir şekilde yayılmasıdır.Bunun içinde günümüzde 1 milyar kullanıcıya ulaşan internet paha biçilmez bir uygulama alanıdır.İnternet Blogları, online magazin-gazete-dergiler ile,chat ve forum sayfaları ile etkili bir şekilde iletilmek istenen mesajın yayılması sağlanır.Guerilla Marketing içinde bahsedebileceğimiz bir alt dal ise almanca Moskito Marketing ingilizce ise Mosquito Marketing olarak isimlendirilen “sivrisinek pazarlama” dır.
Gerilla Pazarlama vs Geleneksel Pazarlama.
Jay Conrad Levinson Gerilla Marketing’i şöyle tanımlıyor; ” Bütçesi küçük hayalleri büyük girişimciler için …”
1. Geleneksel pazarlama der ki; pazarlama için para yatırman gerekir. gerilla der ki; paran varsa yatır, ama önemli olan para değil, enerji ve hayal gücüdür.
2. Geleneksel pazarlama insanların aklını karıştırır mistik bir hava yaratır, gerilla ise açık seçik gerçekleri anlatır.
3. Geleneksel pazarlama büyük iş dünyasına yöneliktir, gerilla pazarlama ise küçük işletmelere yöneliktir.
4. Geleneksel pazarlama performansı satışla ölçer, gerilla ise karlılığı ön plana çıkartır. Gerilla için önemli olan kar etmektir.
5. Geleneksel pazarlama deneyim ve yargılar üzerine kuruludur yani tahmindir. Oysa gerilla psikoloji ve insan davranışları üzerine odaklıdır. Çünkü gerillanın tahminle kaybedecek zamanı yoktur. Gerilla satın alma kararlarının yüzde 90′ının bilinçaltıyla verildiğini bilir.
6. Geleneksel pazarlama birden fazla işe aynı anda girer, gerilla ise önce işini yönet, işine odaklan ve ondan sonra başka işe giriş der.
7. Geleneksel pazarlama çizgisel olarak işini büyütmeni söyler. Oysa gerilla pazarlama geometrik artışla işi büyütmeye yöneliktir. Her müşteri için daha fazla işlem yapmak bunun bir parçasıdır. Diğer yöntem ise müşterinizin akrabalarını, arkadaşlarını işin içine katmaktır.
8. Geleneksel pazarlama önemli olan satıştır der ve satış sonrasında müşteriyi unutur. Gerilla ise müşteriyi her zaman takip eder ve onu asla kaybetmez.
9. Gerilla pazarlama rakiplerle çok ilgilenmez. Gerilla, “rakipleri unut, senin gibi standardı olanlara bak ve onlarla işbirliği yap” der.
10. Geleneksel pazarlama insanlara der ki; “hizmetimin veya malımın faydalarını satın al!” Oysa gerilla insanların problemlerini bulmak ve çözmek üzerine odaklanmıştır.
11. Geleneksel pazarlama her zaman “ben” der. Her şeyi bunun üzerine kuruludur. Ama gerilla “sen” der. Gerillanın her şeyi; broşürü, ilanı, web sitesi vb. hep müşteriyle ilgilidir.
12. Geleneksel pazarlama “ne satabilirim” der. Gerilla ise “müşteriye ne verebilirim” diye sorar. Geleneksel pazarlama almak-satmak üzerine kuruludur. Oysa gerilla “müşteriye ne verirsem onun işine yarar” diye düşünür.
13. Geleneksel pazarlama reklam, PR gibi geleneksel yolların her zaman işe yaradığını düşünür ve bunlardan birine inanır. Oysa gerilla pazarlama bunların birinin değil hepsinin birden işe yaradığını düşünür. “Bunların bileşimi işe yarar” der.
14. Geleneksel pazarlama ayın sonunda gelen faturalara bakar, gerilla ise ilişkilere bakar. Bu ay kimlerle ilişki kurduk diye sorar.
15. Geleneksel pazarlama teknolojiye pek fazla önem vermez, gerilla ise teknolojiyi sonuna kadar kullanır.
16. Geleneksel pazarlama büyük grupları hedef alır. Gerilla ise küçük grupları ve kişileri hedefler.
17. Geleneksel pazarlama bilinç dışını hedefler ve küçük detaylara önem vermez. Oysa gerilla pazarlama bilinç altını hedef alır ve detaylara önem verir. Telefonla konuşma biçimi veya insanları ziyaret şeklinin önemli olduğuna inanır.
18. Geleneksel pazarlama yalnızca pazarlama tanıtımı ile satış yapabileceğine inanır. Oysa gerilla pazarlama satıştan önce rıza almaya önem verir. Önemli olan insanlara çok fazla pazarlama malzemesi göndermek değil, bu malzemeleri göndermek için insanların rızasını almaktır. Satışa değil rızaya odaklanmak önemlidir. Bu durumda sizin malınızı almak isteyenler ihtiyaçları olduğunda ellerini kaldırırıp sizi çağırırlar.
19. Geleneksel pazarlama monologtur, gerilla pazarlama ise diyalogtur. Gerilla her zaman bir sen söyle bir ben söyleyeyim der.
20. Geleneksel pazarlama bir avuç pazarlama yöntemi kullanır. Gerilla pazarlamada ise kullanılabilecek 100 ayrı silah vardır ve gerilla bunların içinden seçim yapıp bileşkesini kullanır.Bu 100 silahın 62’si ise tamamen bedavadır.
E-Ticaret konusunda dikkat edilmesi gerekenler
* Diğerlerinden yada diğer ürünlerden neyi farklı yaptığınızı gösterin.
2. İyi müşteri hizmetleri servisi verin.
* Email ve sorulara çabuk cevap verin.
* Müşterinizin siparişini aldığınızı ve ne zaman taşımaya verileceğini bildirin. Gecikmeleri bildirin.
* Bedava ulaşım-erişim numaraları verin. 24 saat call center vermeye çalışın.
* Para iade garantisi verin.
* Tüketici haklarını geri plana atmayın.
* Problemleri çabuk halledin ve müşterinin memnuniyetinden emin olun.
3. Sitenizi kolay ve keyifli alışveriş yapılabilir hale getirin.
* Sayfalar çabuk gelmeli – text 2 sn. 28.8 modemle 8-10 sn.
Alışveriş birkaç tıklamayla tamamlanmalı
Tekrar tekrar bilgi istenmemeli
Herşeyin doğru çalıştığını sık sık test ederek emin olun.
Ürün resimlerini yüksek kalitede sergileyin.
İstek ve şikayetleri form ile alın ve çabuk cevaplayın.
Siteyi düzenli güncelleyin
İstek/talep/şikayet eden müşterilerle yakın irtibatta olun.
Rakipleri yada yeni ürünleri iyi izleyin
Müşterilerinize teşekkür edin.
5. Pazarlama eforunuzu sürekli gözden geçirin
Sitenize yeni insanları getirecek yollar bulmalısınız
* Diğer sitelere çapraz link verme
* email newsletterlara ilan verme
* Arama motorlarına kayıt olma
* Dergi ve gazetelerde yayınlanma
* Mail gruplara yada forumlara katılma
6. Karşılayabileceğiniz ödüller verin
Eğer çok özel bir şey satıyorsanız ödül vb. Ye ihitiyacvınız yoktuır. Ama eğer başkalarınında sattığı bir şeyi satıyorsanız kişilerin sizden satın almasına sebep yaratmalısınız:
* Bonus’lar - Bir şey alana başka bir şeyi bedava verme. Genellikle download edilebilir birşeyin verilmesi maliyet’te yaratmayacaktır.
* İlk müşteri indirimi -
* Birden fazla yada tutarda alıma indirim
* İyi müşyteri indirimleri - bir sonraki alışverişte nakliye almama vb.
En Gözde Fütüristten Yeni Trendler
| |
Ian Pearson, İngiltere'nin lider telekom şirketi BT'nin futuristlerinden. Onun işini basitçe geleceği tahmin etmek olarak özetlemek mümkün. Bu konuda onu başarılı kılan ise geçmişte yaptığı isabetli tahminleri. Elektronik paranın, sanal eğitimin ve Facebook, Second Life gibi şirketlerin ortaya çıkacağını bundan 15 yıl önce bilen Pearson'un yeni dönem gelecekle ilgili öngörüleri de hayli ilginç. Şirketlerin tüketicilere kontakt lenslerinde bulunan küçük vizörlerle ulaşacaklarını söylüyor. Gelecekte paradan ziyade, ihtiyaç gidermenin öneminin artacağını vurguluyor. En önemlisi iş yapış biçimlerinin değişeceğini düşünen Pearson, "Şirketler sanal ortamla fiziksel ortamı bir araya getirerek müşteriye ulaşmayı başaracaklar" diye konuşuyor.
Ekrandan İletişim Zamanı
Bundan 20 yıl sonra şirketlerin insanlara ulaşma biçimleri değişecek. Bugünün dünyasında kullanılan "head up display" (vizör göstergesi) teknolojisi önümüzdeki dönemde daha da fazla geliştirilecek. Şu anda bu teknoloji, bir cam üzerinde hedef bilgilerin gösterildiği bir ekran olarak kullanılıyor. Özellikle otomotiv şirketleri bazı üst modellerinin ön camlarında bu teknolojiyi kullanıyor. Hız, devir gibi göstergeler ön cama yansıtılıyor. Bu teknoloji geliştiği zaman, içinde bulunduğumuz şehri görme şeklimiz bile değişecek.
Biraz daha mikro bazlı bakarsak, örneğin 3 çocuklu bir anne Mc Donalds'ın önünden geçerken, Ronald Mc Donald'ın çocuklarla parti yaptığını görecek. Burada basit bir yapay zeka kullanılacak. Bu yapay zekaya hedef müşterilerin ihtiyaçları ve alışkanlıkları aktarılacak. Yani müşterilere ihtiyaçları doğrultusunda sanal bir dünya yaratılacak. Bu konuda şirketler araştırma yapıyorlar zaten. Günümüzde bilgisayar oyunları için geliştirilmiş özel dürbün gözlükler var. Bu teknoloji, önümüzdeki bir-iki yıl içinde hızla gelişecek ve yüksek çözünürlükte görüntü veren, küçük gözlüklere dönüşecek. Bu gözlükler sayesinde de şirketlerin ihtiyaca göre oluşturduğu her türlü görüntüyü müşterisine iletmesi mümkün hale gelecek. Bundan 20 yıl sonra da bu görüntülerin her birini bir kontakt lensin içine sığdırabileceğiz. O zaman insanlar, görüntüleri fiziksel olarak retinaları üzerinden gördükleri yansımalar olarak algılayacak.
İnsan Psikolojisi Değişecek
Ben özellikle 1990'ların sonuna kadar chat odalarında oldukça fazla zaman geçirdim. Bu dönemde insanların psikolojisinin değiştiğine şahit oldum. İnsanların çoğu uydurdukları 10 hatta kimi zaman 20 ayrı kimliğe sahipti. Bunların her birini de bir şekilde yönetmeyi başarıyorlardı. Sonuçta her gün farklı 20 karakteri yönetmeye çalışmak, insanın psikolojisinde önemli bir değişime neden olur. Yine de ben psikolog değilim. Nasıl bir etki yaptığını net şekilde söylemem mümkün değil ama bu teknolojilerin gelişiminin bir etki yapacağı da muhakkak. İnsanlar bana göre hayattan beklentilerini yönetirken farklı farklı yollar bulmuş durumda. Ben Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisine oldukça inanıyorum. Zaten bu ihtiyaçlar hiyerarşisi nedeniyle sanal ihtiyaçlar her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Sonuçta bir kişi Karayip Adaları'nda demirlemiş bir yata gerçek dünyada sahip olmayabiliyor. Fakat sanal dünyada yine çalışarak böyle bir yatın kaptan köşkünde oturması mümkün hale gelebiliyor. Bu durum da insanları mutlu ediyor. En önemlisi insanlar burada istedikleri kadar zaman geçirme lüksüne de sahiplerse onlardan mutlusu olmuyor. Sonuçta kendisini mutlu edenin gerçek bir yat olup olmamasıyla ilgilenmiyor. "Ben üstünde durup o hazzı yaşayabiliyorsam, gerisi boş" diye düşünüyor. Önümüzdeki dönemde de Play Station 4 ya da başka çıkacak bir aletle, üç boyutlu bir sanal dünya içinde yaşamak mümkün hale gelecek. Bu görüntüler hayallere hitap ettiği sürece gerçek olup olmaması da kimsenin umurunda olmayacak. Ben 1991 yılında Facebook ve Second Life gibi oluşumların ortaya çıkacağını söylemiştim. Gelecekte de insanların tüm karakterlerine etki edecek sanal bir dünya oluşacağını düşünüyorum.
Politikada Aktörler Sanallaşacak
Sanal dünyanın bu kadar gelişmesi ulusların ortadan kalkması için de bir kıvılcım yaratacak. Ancak yine de bu durumun orta vadede olacağını düşünmüyorum. Ancak yakın bir dönemde Facebook gibi milyonlarca kişiyi bir araya getiren platformlar, politika yapma biçimini değiştirecek. Bunun yanında politika yapan aktörlerde de değişimler olacak. Bugün milyonlarca insana hitap eden bu sanal ortamlar, önümüzdeki dönemde milyarlarca insana ulaşmaya başlayacak.
Düşünün bir kere, tüm dünyada yaşayan 2 milyar çevreci tek bir platformda bir araya geliyor. Bu, önemli bir güç. Üstelik bu gücü de bu konuda tehlike oluşturan şirketlere karşı kullanmak mümkün. Yani sanal ortam nedeniyle ortaya çıkacak topluluklar daha güçlü bir hal alacak. Bu durum siyaset yapma şeklini de değiştirecek. Bu kadar fazla kişinin bir araya gelmesinin sonucunda, bu kişileri yönlendiren insanlar da ortaya çıkacaktır. Yani sanal dünyadan türeyen siyasetçiler hayatımıza girecek. Şu anda politika, coğrafi olarak sürükleniyor. Örneğin AB ülkeleri coğrafi olarak belirli sınırlara regülasyonlar uygulayabiliyor. Oysa sanal ortamda ideolojik sınırlar ortaya çıkacak, coğrafi değil.
İkili Dünya Pazarları Değiştirecek
Şu anda sanal dünya ve fiziksel dünya arasında etkileşimin başladığını görüyoruz. Sanal ortamda gerçek hayatta faaliyet gösteren şirketler de yer almaya başladı. Hatta bu şirketler bazı ürünlerini ilk kez sanal dünyada çıkarıp daha sonra gerçek dünyaya lanse ediyor. Ben bu durumun önümüzdeki dönemde sektörleri ve pazarları iyice değiştireceğini düşünüyorum. Gelecekte sanal dünya ve fiziksel dünya satış ve pazarlama açısından birlikte kullanılacak. Örneğin şu anda Reebok bazı ayakkabılarını ilk kez Second Life'da müşterileriyle buluşturuyor, daha sonra buradaki tepkilere göre gerçek hayatta lanse ediyor. Önümüzdeki dönemde ise sanal dünyada hakikaten farklılık yaratacak bazı ürünleri ortaya çıkaracaklar. Örneğin "sihirli ayakkabıları" müşterilerle buluşturmaya başlayacaklar. Yani sanal dünyanın nimetlerinden gerçekten faydalanacaklar. Bunun yanında fiziksel dünyada Reebok ayakkabı alan bir kişiye, sanal dünyada sihirli iki ayakkabı bedava verilecek. Sonuçta burada markaların yakalamaya çalıştıkları, "Biz sadece ürün satmıyoruz, bunun yanında bir hayat tarzı da satıyoruz" imajını yaratmak daha da kolaylaşacak. Bu oluşan ikili dünya ise pazarların yapısını değiştirecek. Zaten şimdiden büyük şirketlerin bu konuda çalışmaya başladığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde örneğin perakende sektöründe bir çikolatanın ambalajının içinde sizin sanal ortamdaki dünyanızda ilginç güçler kazanmanızı sağlayacak bir şifre de yer alacak. Bu durumda da siz o çikolatayı almayı tercih edeceksiniz.
Trend Teknolojiler Neler Olacak?
Şu anda nano teknoloji konusunda oldukça heyecanlıyım. Tek başına bu teknolojinin bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Ancak bilgi teknolojileri ve biyoteknolojiyle bir araya geldiği anda, mucizeler yaratma gücü de olduğunu söylemem gerek. Nano teknoloji bugün artık her sektörü etkiliyor. Biz şu anda insanların sinir sistemini bir şekilde bilgisayara ya da ağlara aktarmanın yolunu arıyoruz. Bunu yaparken de hem nano teknolojiden hem bilgi teknolojilerinden yararlanıyoruz. Şu anda deri yüzeyine elektronik iz bırakmak üzere çalışmalar yürütüyoruz. Yani nano teknoloji sayesinde gelecekte, Second Life gibi sanal bir ortamda birisi sizin elinizi sıktığında, bu bir sinyalle sizin sinir sisteminize ulaşacak ve fiziksel olarak da bu el sıkışmasını hissedebileceksiniz. Hatta bunun bir adım sonrasına gidersek, nano teknoloji ve biyoteknoloji sayesinde beyni çözmek ve akıl hastalıklarının çoğuna çare bulmak mümkün hale gelecek. Artık günümüzde bilim kurgu olarak bilinen pek çok şeyi başarmak mümkün. Zaten bilim kurgu yazarları da çoğunlukla bizimle gelip konuşup yeni fikirleri ortaya çıkarıyorlar. Önümüzdeki dönemde nano teknoloji ve biyoteknoloji sayesinde bedenlerinin öldüğünü ancak beyinlerdeki hatıraların ve verilerin de bir yerlerde saklanabildiğini göreceğiz. Bu durumda da insanlar ölmek isteyip istemeyeceklerine kendileri karar verecek.
Para Önemini Yitiriyor mu?
Kendi Ekonomisini Yaratan Oyunlar Var
Günümüzde pek çok platformda ve oyunda sanal paranın kullanılmaya başladığını görüyoruz. Hatta Second Life gibi oyunların kendi ekonomisi bile var. Ben yine de sanal paranın gelecekte daha fazla önem kazanacağını düşünmüyorum. Hatta önümüzdeki dönemde gerçek para da daha az önemli olacak.
Ortak Değer Anılar
Örneğin Facebook örneğinde, burada şirket para kazanıyor. İnsanlar ise bu platformda sadece arkadaşlarını bulmakla ilgileniyor. Burada ortak değer, anılar. Yani şirketin kullanıcıları burada para kazanmakla ilgilenmiyor. Onların tek ilgilendiği konu, arkadaşlarını bulabilmek ve arkadaşlarından oluşan ağlar oluşturmak.
İhtiyaçlara Hitap Etmek Önemli
Bunun dışında Freecycle gibi şirketler var. Freecycle, evlerindeki eşyalardan kurtulmak isteyen kişilerle, bu eşyalara ihtiyacı olan kişileri bir araya getiren bir platform. Sonuçta eşyalarınızı çöpe atmanız yasak. Bu durumda eşyanızı Freecycle vasıtasıyla bedava olarak birisine veriyorsunuz. Burada yine amaç para kazanmak değil. Bir ihtiyacı karşılamak.
Birleştirici Çözümler Parlayacak
Gelecekte de bu tür birleştirici çözümler sunan şirketlerin ön plana çıkması muhtemel. Sonuçta önemli olan her iki taraf için değer yaratmak. İhtiyacı olan kişileri bir araya getirmek. Bu hizmeti kullananlar için ise para kazanmak burada kesinlikle amaç değil.
Kadın Yönetici Dönemi Başlıyor
Yapay Zeka Her Şeyi Değiştirecek
Önümüzdeki dönemde iş hayatındaki kadın sayısı artacak. Burada ciddi bir artıştan söz ediyorum. Hatta kadın çalışan sayısı kesinlikle erkekleri katlayacak. Bunun altında yatan asıl etken ise yapay zeka olacak. Önümüzdeki dönemde iş yaparken daha fazla yapay zeka kullanılmaya başlanacak. 20-30 yıl sonra yapay zekanın belki de insan zekasını yakalayacağını hep birlikte göreceğiz.
Fiziksel İşleri Makineler Yapacak
Günümüzde bile önemi azalmaya başlayan fiziksel işleri gelecekte kimse yapmayacak. Çünkü bu işler otomatik olarak makineler tarafından yapılacak. Yani kısacası erkeklerin yaptığı pek çok işi makineler yapmaya başlayacak. Personel yönetimi, hemşirelik, öğretmenlik gibi daha duygusal iletişim gerektiren işleri ise otomatikleştirmek zor. Bundan 20 yıl sonra R2-D2'nun bir şekilde öğretmenlik yapacağını görmemiz mümkün değil. Bu nedenle bu tür işler devam edecek.
İnsani Özellikler Önem Kazanacak
Cerrahlık gibi bugünün önemli meslekleri ise otomatikleşecek. Sonuçta cerrahlık oldukça zor bir iştir, ancak aslında cerrahlar vücudun belirli bölgelerini çok dikkatli ve kendi vücutlarını mükemmel kullanarak tamir etmekten başka bir şey yapmıyor. Bunu teknolojiyle de geliştirmemiz mümkün. Ancak hastalarla bağ kurmak gibi bazı işlerin otomatik olarak yapılması imkansız. Bu konuda da bayanlar iyidir. Şirketleri yönetenlerin de insani özelliklerinin kuvvetli olması gerekecek. Yani üst yönetimlerde de kadın yönetici sayısı artacak.
Kaynak: Şeyma Öncel Bayıksel, Capital
Bir mezuniyet konuşması
14 Aralık 2007 Cuma
Steve Jobs'un Stanford Üniversitesinde yaptığı mezuniyet konuşmasını birçok kişi izlemiştir. Bu hayat dersi veren güzel konuşma (email ile gelince) burada da olsun istedim.
Siyah cübbenin altında kot pantalon ve sandaletleriyle Steve Jobs. Stanford Üniversitesi mezuniyet töreni. 12 Haziran 2005. Stanford Stadyumu; 4.662 mezun, 23.000 izleyici.
“Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden hiç mezun olmadım. Doğruyu söylemek gerekirse, mezuniyete en yaklaştığım an da bu an!
Sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek birşey değil. Sadece üç hikaye.
İlki noktaları birleştirmekle ilgili.
İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım, ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım?
Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti. Beni üniversite mezunu bir çiftin evlatlık almasını çok istiyordu, sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için herşey hazırdı. Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin esasında bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı, bekleme listesinde olan müstakbel aileme bir telefon geldi: “Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz?”. Onlar da “tabii ki” diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi, babamın ise liseyi bile bitirmemiş olduğunu öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti. Ancak birkaç ay sonra, ailemin beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verdikten sonra ikna oldu.
Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim, ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra, buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını çözememiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.. Sonuçta okulu bırakmaya ve herşeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum. Okulu bıraktığım an, zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim.
Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi. Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor, kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor, her pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum. Çok güzeldi. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü.
Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket, çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti. Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim. Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu hakkında çok şey öğrendim. Çok güzeldi; tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma olasılığı yoktu. Ama on sene sonra, ilk Macintosh’u tasarlarken, bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac’te kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı.
Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım, Mac hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı. Windows da Mac’ten kopyaladığına göre, hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım, o kaligrafi dersine girmemiş olacaktım, ve kişisel bilgisayarlar şu an sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi. Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat on sene sonra geriye dönüp baktığımda herşey çok ama çok berraktı.
Tekrar söylüyorum, noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Bir şeye güvenmelisiniz - tanrıya, cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.
İkinci hikayem sevgiyle ve kaybetmekle ilgili.
Hayatımın erken bir döneminde neyi sevdiğimi bulduğum için şanslıydım. Woz (Steve Wozniak) ve ben Apple‘ı 20 yaşındayken ailemin garajında kurduk. Çok yoğun çalıştık, ve 10 sene sonra Apple garajdaki iki kişiden, 4000 çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüşmüştü. En nadide ürünümüz Macintosh’u piyasaya sürdüğümüzde ben 30 yaşına yeni basmıştım.
Ardından kovuldum.
Kendi kurduğunuz bir şirketten nasıl kovulabilirsiniz? Şöyle: Apple büyük bir şirket haline geldiği için biz de şirketi benimle birlikte yönetebilicek, yetenekli olduğuna inandığım birini işe aldık ve ilk sene işler iyi gitti. Fakat daha sonra, geleceğe yönelik görüşlerimiz farklılık göstermeye başladı ve bir noktada koptu. Bu noktada yönetim kurulumuz onun tarafında yer aldı. Sonuçta 30 yaşında dışarıda kalmıştım. Hem de herkesin gözü önünde. Hayatımın odak noktası olan şey bir anda yokolmuştu, bu büyük bir yıkımdı.
Birkaç ay ne yapacağımı bilemedim. Bir önceki girişimci nesli yüz üstü bırakmış, rütbe tam bana teslim edilirken onu elimden düşürmüş gibi hissetmiştim. Dave Packard ve Bob Noyce’dan bu başarısızlığım için özür diledim. Fazla göz önünde olan bir başarısızlık sembolü olmuştum ve vadiden kaçmayı bile düşündüm. Fakat içimde bir şeyler uyanmaya başladı, yaptığım işi hala sevdiğimi farkettim. Apple’da olanlar bunu en ufak şekilde değiştirememişti. Dışlanmıştım ama hala aşıktım. Ve yeniden başlamaya karar verdim.
O zaman farkına varmamıştım ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şey olmuştu. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğiyle yer değiştirmişti, hiçbir şey hakkında eskisi kadar emin değildim. Hayatımın en yaratıcı dönemine girmek üzere özgürleşmiştim.
Sonraki beş sene NeXT adında bir şirket kurdum, Pixar adında başka bir şirket, ve eşim olacak inanılmaz kadına aşık olmuştum. Pixar’da dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi Toy Story‘yi yarattık ve şu an dünyanın en başarılı animasyon stüdyosuyuz. İnanılmaz olaylar zincirinden sonra, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a döndüm ve Apple’ın yenilenmesinin kalbinde NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji yatıyor. Ve Laurence ile harika bir aile kurduk.
Apple’dan kovulmamış olsaydım bunların hiçbirinin olmayacağından son derece eminim. Tadı çok kötü bir ilaçtı, ama sanırım hastanın da buna ihtiyacı vardı.
Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur. Sakın inancınızı kaybetmeyin.
Devam etmeme sebep olan şeyin yaptığım işe olan aşkım olduğuna ikna olmuş durumdayım. Neyi sevdiğinizi bulmanız gerek. Ve bu aşklarınız için geçerli olduğu gibi işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak ve gerçek anlamda tatmin olmanın tek yolu harika bir iş olduğuna inandığınız şeyi yapmanızdır. Ve harika bir iş yapmanın tek yolu ise yaptığınızı sevmenizden geçer. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin.
Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın.
Üçüncü hikayem ölüm hakkında.
On yedi yaşındayken, şöyle bir şey okumuştum:
“Her gününü, hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın.”
Bu cümle beni çok etkilemişti ve o günden bu yana, yani 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp, kendi kendime hep şunu sordum: “Eğer bugün hayatının son günü olsaydı, bugün (normalde) yapacağın şeyleri yapmak ister miydim?” Uzun süre art arda, “Hayır,” yanıtını verdiğimde, bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım.
İnsanın kısa süre içinde öleceğini bilmesi, yaşantısına damga vuracak kararlar vermesi açısından büyük önem taşır. Çünkü her şey, tüm dış beklentiler, gururlar, küçük düşme ya da başarısızlık korkuları - tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirir, yalnızca ölümdür önemli olan.
Kaybedecek bir şeyler olduğu (tuzak) düşünceyi yok etmenin en iyi yolu insanın öleceğini hatırlamasıdır. Zaten çıplak ve savunmasızsın. Yüreğinin sesini dinlememen için hiçbir neden yok.
Bir yıl kadan önce bana kanser teşhisi kondu. Sabah 7:30?da girdiğim ultrasonda pankreastaki tümör bariz bir şekilde görünüyordu. Bense pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bu tip bir kanserin tedavisinin neredeyse imkansız olduğunu ve üç ila altı aydan fazla yaşamayı beklemememi söylediler. Bu, çocuklarınıza ilerideki 10 yıl içinde söyleyeceklerinizi birkaç ay içinde söylemeye çalışmak demekti. Bu, aileniz rahatı için gerekli herşeyin kısa zamanda yapılması demekti. Bu veda etmek demekti.
Bütün gün o teşhisle yaşadım. Akşama doğru biyopsi yapıldı, boğazımdan bir endoskop soktular, mide ve bağırsaklarımdan geçerek bir iğneyle pankreasımdaki tümörden birkaç hücre aldılar. Ben narkozla uyutulmuştum, fakat eşimin söylediğine göre doktorlar alınan hücreleri mikroskobun altına koyduklarında sevinç çığlıkları attığını söyledi. Benim kanserim ameliyatla tedavi edilebilecek bir türdenmiş. Ameliyat oldum ve şimdi iyileştim.
Beni ölüme en çok yaklaştıran olay budur ve umarım uzun yıllar boyunca bir daha bu denli yaklaşmam. Bu deneyimi yaşamış biri olarak diyebilirim ki ölüm faydalı fakat sadece entelektüel bir kavramdır.
Hiç kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyenler bile, oraya gitmek uğruna ölümü göze almak istemezler. Oysa ölüm hepimizin ortak sonu. Şimdiye dek hiç kimse ölümden kaçamamıştır. Bunun böyle de olması gerekir, çünkü ölüm hayatın en güzel icatlarından birisi. Hayat’ın değişim ajanı. Yenilere yer açmak için, eskilerden kurtulmanın tek çaresi. Şu an için yeni sizsiniz, ama günün birinde, üstelik pek yakında siz de eskiyecek ve aradan çıkarılacaksınız. Bu kadar acımasız olduğum için üzgünüm, ama gerçek bu.
Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.
Gençliğimde, bizim neslin kutsal dergilerinden biri sayılan, The Whole Earth Catalog adında inanılmaz bir yayın vardı. Menlo Park yakınlarında yaşayan Steward Brand adında biri tarafından şiirsel bir tarzla kaleme alınmıştı. Size anlattığım bu olay, 1960′lardan kalma, masa üstü bilgisayarlardan ve bilgisayar destekli yayınlardan önce, yani bu dergi daktilolar, makaslar ve polaroid kameraların yardımıyla yapılmıştı. Google ortaya çıkmadan 35 yıl önce, dergi formatında bir Google gibiydi: idealistti, anlaşılır bilgiler ve harika görüşlerle doluydu.
Stewart ve ekibi bunun birçok baskısını yayımladılar ve dergi miyadını doldurduğunda son bir baskı yaptılar. 1970′lerin ortalarıydı, o zamanlar sizin yaşlarınızdaydım. Son baskının arka kapağında, sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir yol fotoğrafı vardı, hani her maceracının kendini otostop çekerken bulabileceği yollardan biri.
Fotoğrafın altında şu sözler yer alıyordu: “Aç Kalın, Budala Kalın (Stay Hungry. Stay Foolish).” Aramızdan ayrılırken bize verdikleri veda mesajları buydu. Aç Kalın, Budala Kalın. Kendim için hep bunu diledim. Ve şimdi, sizin için de aynı dilekte bulunuyorum:
Aç Kalın, Budala Kalın.
Hepinize çok teşekkür ederim.”
Steve Jobs.
Orijinal konuşma videosu için :
http://www.dailymotion.com
Sudaki zehirli metali toplayan 'kumaş' üretildi
| |
Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü ile Japon Atom Enerjisi Ajansı'nın birlikte yürüttüğü araştırma projesinde üretilen "kumaş", sudaki arsenik, uranyum, nitrat gibi zehirli metalleri topluyor.
Türk ve Japon araştırmacılar, sudaki arsenik ve sülfat gibi zehirli metalleri toplayan "sentetik kumaş" geliştirdi.Araştırmada, radyasyonla ışınlanan "kumaşlar", hedeflenen metali suya kimyasal madde bırakmadan "kıskaç" gibi yakalıyor. Toplanan metaller daha sonra laboratuvarda ayrıştırılıp kullanılabiliyor.
Araştırmacılar, hem suyu temizleyen hem de değerli metalleri geri kazandıran "çevreci kumaşın" patenti için Japon Patent Enstitüsü'ne başvurdu.
METALİ "KISKAÇ" GİBİ ÇEKİP ALIYOR
Projenin Türk ortağı Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Olgun Güven, proje hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Güven, Japon bilim insanlarıyla 6 yıldır yürüttükleri projenin temelinde, literatürde "iyon değişimi" şeklinde bilinen sistemin yer aldığını belirtti. Güven, araştırmada plastik türleri arasında yer alan polietilenden üretilen "dokumasız sentetik kumaş" türünü kullandıklarını anlattı. Bu kumaşa toplamak istedikleri metale duyarlı malzemeyi radyasyonla ışınladıklarını kaydeden Güven, hazırladıkları kumaşların deniz ve atık sulara bırakıldığında kısa sürede hedeflenen metali "kıskaç" gibi topladığını bildirdi. Güven, "Kullandığımız, en ucuz plastik malzeme polietilenden üretilen dokumasız sentetik kumaş. Bu kumaşlara seçimli davranabilen yapıları, yani toplanacak metale duyarlı malzemeyi radyasyonla ışınlıyoruz. Bu şekilde de tek bir metale hedefleniyor ve çekip alıyoruz" diye konuştu.
DAYANIKLI KUMAŞLAR, DEFALARCA KULLANILABİLİYOR
Güven, Japonya'da denizde pilot düzeyde yürütülen projenin, Türkiye'de laboratuvar ortamında sürdürüldüğünü anlattı.
Projenin bilim dünyasında ses getirdiğini ifade eden Güven, Japon ortaklarıyla Japon Patent Enstitüsü'ne başvurduklarını bildirdi. Güven, şunları söyledi:
"Sülfat, nitrat ve klorür gibi bir çok grubu içinde barındıran baraj veya deniz suyu ile atık sulardaki zararlı metalleri toplayan bu sistem, seçimli davranabilen bir sistemdir. En önemli özellikleri, metal toplarken herhangi bir kimyasal madde salmaması ve kumaştaki metallerin sonradan ayrıştırılıp kullanılabilmesidir. Hem suyu temizliyor hem de değerli metalleri sonradan ayrıştırma şansı tanıyor. Diğer taraftan bu kumaşlar dayanıklı olduğu için tekrar tekrar kullanılabiliyor. Bu nedenle de oldukça düşük maliyetliler."
Güven, kumaşı sudaki her tür metal için modelleyebildiklerini belirterek, "Şu sıralar altın çıkarma sırasında kirlenen sulardaki siyanürü toplamak için çalışıyoruz. Bunda da başarılı olacağız" dedi.(NTV)
Kuru tarım için gen buluşu
Finlandiyalı ve ABD'li araştırmacılar, tarım bitkilerinin özümsediği karbondioksit ve atmosfere yaydığı su buharını kontrol eden geni keşfettiklerini kaydetti.
Bilimadamları bu buluşun kurak koşullarda gıda üretiminin artırılması ve küresel ısınmanın kontrol altına alınmasında önemli bir rol oynayabileceğini belirtti. Bitkiler karbondioksiti emerek atmosferin düzenlenmesinde kritik bir görev üstleniyor. Bitki büyüdükçe bunu yaparken de bir yandan atmosfere su buharı bırakıyor. Bitkiler çok kurak koşullarda bu şekilde suyunun yüzde 95'ini kaybedebiliyor. Bilimadamları onyıllardır bu geni bulmaya çalışıyordu. Ancak şimdi Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre bu süreci kontrol eden gen bulundu.
Araştırmacılar bu buluşun, genlerle oynayarak karbondioksit emdiği halde daha az su kaybeden bir bitki oluşturmalarını mümkün kıldığını söylüyor. Ancak Helsinki Üniversitesi'nden Profesör Jakko Kangasjarvi bunun yolun başı olduğunu söylüyor.
BBC Bilim Muhabiri Matt McGrath, yirmi yıl içinde bu buluşun ticari anlamda kullanılabileceğine inanıldığını söylüyor.
Beklenen Ar-Ge Desteği Kanunlaştı
Kanun Tasarısının Metnine http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1-0483.pdf linkinden ulaşabilirsiniz.
Google'ın Reklam Gelirleri Tehlikede

Google'ın hisse değerleri ülkenin ekonomik durumundan olumsuz yönde etkilenmeye başladı.
Comscore*'un araştırmasına göre Google'ın reklam gelirleri geçen seçeneye göre 1 milyon $ düşerek 532 milyon dolar olurken geçtiğimiz Salı günü şirketin hisse değeri de yüzde 4.57 oranında düşerek 464$ oldu.
2007 yılının Kasım ayı başlarında şirketin hisse değeri 747.24$'ı bulmuştu ve 2008'in başında düşüş başladı ve Google yeni seneye 700$'lık hisse değeriyle girdi.
Google'a aramak için giren insanların sayısı araştırmalara göre artmış görünse de, reklam tıklamalarında aynı artış görülmüyor ve bilindiği gibi reklam gelirleri Google'nın ana gelirlerinden biri.
Görünen o ki yavaş büyüyen Amerikan ekonomisi Google'a zarar vermeye devam edecek.
(*) İnternet pazarlama araştırmaları yapan bir şirket
Hacker'lar artık Google'ı mı kullanacak?

Grubun mazereti, ürettikleri Goolag Scanner isimli uygulamanın aslında bir güvenlik uygulaması olduğu ve aslında site sahipleri tarafından kendi sitelerinin güvenliğini test etmek için kullanılması gerektiği...
Araç cDc grubunun 'Johnny I Hack Stuff' isimli üyesi tarafından yazılmış. Ayrıntılı bilgiye http://www.cultdeadcow.com/cms/main.php3 adresinden erişilebiliyor.
Tübitak'tan güvenli bir cep telefonu
Tübitak Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE), Tübitak ile ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında milli bilgilerin korunması amacı ile iletişimde kullanılacak olan görüşmeleri şifreleyebilen özel bir cep telefonu geliştirdiler.
Projenin tamamen milli olduğu ve kendi imkanları ile geliştirdikleri vurgulanıyor. Proje sayesinde milli bilgiler yabancıların ellerine geçmesi önlenecek.
TÜBİTAK UEKAE'nın yaptığı açıklamada "Ülkemizde üretilen hassas bilgilerin yabancıların eline geçmemesi için yüksek teknolojili güvenli haberleşme sistemleri geliştiriyor. Bu sistemler başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, tüm kamu, özel kurum ve kuruluşların hizmetine sunuluyor. TÜBİTAK UEKAE tarafından tamamen özgün ve milli olarak geliştirilmiş modern teknolojiler sayesinde, Türkiye'nin adı artık bilgi güvenliği alanında dünyanın sayılı ülkeleri arasında geçiyor'' denildi.
Nokia ve Google

Yapılan açıklamaya göre Google'ın ekleneceği telefonlar ise ilk başta Nokia N96, Nokia N78, Nokia 6210 Navigator ve Nokia 6220 classic modelleri olacak.
Bu işbirliği ile birlikte kullanıcılar kendi cep telefonlarındaki verilerini de arayabilecekler. Kullanıcılar 100'den fazla ülkede 42 dilde yayınlanacak olan Nokia Search uygulamasına telefon ekranından tek bir tuş ile ulaşabilecekler.
IBM veriyi ışık kullanarak iletmeyi başardı

IBM 1 saniye içerisinde terabaytlarca bilgi transfer edebilecek bir sistem geliştirdi. IBM bilimadamları, yongalar içerisindeki bilgi akışını kablolarla değil, ışık ile göndermenin yolunu buldu. Henüz prototip aşamasında olan yeni teknoloji, çok büyük hacimli dosyaların saniyeler içerisinde transfer edilebilmesinin yolunu açıyor. Yeni teknoloji, 100 wattlık standart bir ampulün tükettiği enerjiyle 8 terabyte'lık bilginin, yani yaklaşık 5.000 yüksek çözünürlüklü video dosyasının 1 saniye içinde transfer edilebilmesini sağlıyor. Işıkla çalışacak yongalar, cep telefonlarından süper bilgisayarlara kadar tüm iletişim ve bilgi teknolojisi cihazlarında devrim yaratacak değişiklikler getirecek.
Mevcut yonga setlerinden 100 kat daha düşük enerji tüketimiyle dikkat çeken yeni teknoloji, tüketici elektroniğinden süper bilgisayar uygulamalarına kadar geniş bir alanda kullanılabilecek. Örneğin yüksek çözünürlüklü video (HD) uygulamalarındaki bant genişliği kayda değer şekilde artacak. Video servisi yapan siteler böylelikle milyonlarca videodan oluşan kütüphanelerine saniyeler içerisinde erişim imkanı sağlayabilecek.
Doktorlar hastalarının röntgen, MR ve tomografi gibi dijital tıbbi görüntülerini birbirleriyle anında paylaşabilecek. Işıkla çalışan küçük mikroçipler, tüketici elektroniği alanında, örneğin cep telefonlarının yüksek çözünürlüklü tam bir film dosyasını başka herhangi bir cihaza gerek duymadan birbirleri arasında aktarabilmesini sağlayacak. Yeni teknoloji, süper bilgisayarlarda devam eden tıp, iklim ve moleküler araştırmalara da önemli bir hız kazandıracak.
Araştırmayı yöneten ekibin lideri Clint Schow, "Geçtiğimiz yıl, standart bir yonga seti içerisinde önemli değişiklikler yaparak, tek bir film dosyasını 1 saniyede transfer edebilmeyi başarmıştık. Şimdi sadece 1 yıl içerisinde optik bir kablolama yaparak, ışığı veriyi taşıyan ana unsur haline getirmeyi başardık. Ürettiğimiz prototip yonga, sadece özel laboratuvar koşullarında çalışan bir teori değil, 2 yıl içerisinde pazara çıkabilecek düzeyde." dedi.
EINSTEIN'IN BEYNİNDE BİZDE OLMAYAN NE VAR?
| © 2006 – Melik Duyar – Mega Hafıza Ltd. | ||||
|
Aslında sadece benim değil, hepimizin beyninde Salvadar Dali, Edision ve Einstein gibi bir dahi potansiyeli var. İçimizdeki bu dehaların ortaya çıkmasını engelleyen en önemli faktör, eğitim sisteminde her şeyi bilinç ve mantık çerçevesinde değerlendirmeye zorlanmamızdan ve hayal gücümüzün bastırılmasından başka bir şey değildir. Peki Edison ve Einstein gibi dahiler biz normal insanlardan farklı bir beyne mi sahipler? Bu sorunun cevabı için onların öğrencilik ve iş geçmişlerine bakmak mantıklı bir yol olsa gerek.
Yaptığı 1093 adet buluşla patent alarak dünyanın en büyük mucidi olarak bilinen, ancak öğrencilik yıllarında “yavaş” olarak nitelenen Thomas Edison “Babam benim aptal olduğumu düşünüyordu” diyor. Yine Albert Einstein okuma ve yazma zorluğu çektiği için öğrenme açısından kendi yaşıtlarından geri kalmıştı. Einstein'ın kız kardeşi Maja Winteler onun için; “Normal çocukluk gelişimi çok yavaştı. Lisanı çok zor kullanıyordu. Çevresindekiler onun konuşmayı tam olarak öğrenememesinden hep korktular. Söylemek istediklerini dudaklarını yavaşça hareket ettirerek kendi kendine tekrar ederek söylüyordu. Bu durumu yedi yaşına kadar devam etti” diyor. Einstein'ın lisanı kullanımında zorlanması bir gün öğretmenlerinden birini çileden çıkarmış ve öğretmeni ona “Senden hiçbir şey olmaz” demişti. Zorla da olsa Eintein toparladı ve liseyi bitirdikten sonra üniversitede lisans seviyesinde eğitim görerek mezun oldu. Ancak hiçbir profesörden tavsiye mektubu alamadı ve akademik bir pozisyona atanamadı. Sonunda İsveç patent bürosunda düşük seviyede bir memur olarak işe başlamak zorunda kaldı. Geçmişteki başarı grafiği Einstein'ın artık gelecekte ortalama bir hayat süreceğini gösteriyordu.
Ölümünden önce bilim adamları Einstein'a onun beynini ölümünden sonra incelemek istediklerini belirterek izin istediler. Einstein da bu izni, onlara vereceği kapalı bir zarfa koyduğu yazdıklarını, beyniyle ilgili Cornell Üniversitesinde yapılacak olan araştırmalar sonuçlandırıldıktan sonra kamuoyuna açıklamaları şartıyla kabul etti. Bu izinden birkaç yıl sonra Einstein öldü. Einstein öldüğünde Princeton Hastanesinde patoloji uzmanı olan Dr. Thomas Harvey de otopsi yapan ekibin içindeydi. Harvey Einstein'in beynini tam kırk yıl bir kavanozda “formaldehyde” sıvı içinde saklayarak, araştırma yapmak isteyen bilim adamlarına dilim dilim keserek verdi. Ayrıca kendisi de birçok araştırmalar yaptı. Ancak kendisi hiçbir şey bulamadı. Diğer bilim adamlarının haftalarca süren yoğun araştırma ve tartışmaları sonucunda elde edilen bulguların açıklanması için bir basın toplantısı düzenlendi. Açıklanan bilgi Einstein'ın beyninin normal bir insan beyninin 3/4'ü kadar olmasıydı. Bu bilginin haricinde başka hiçbir farklılık bulunamamıştı. Aslında insanların bekledikleri açıklama bu değildi. Merak edilen şey Einstein'ı Einstein yapan onun beynindeki hangi çalışma tarzından kaynaklandığıydı. Basın toplantısından sonra herkesin merak ettiği Einstein'ın kapalı zarfı açılarak içinde yazılanlar okundu. Einstein aynen şöyle yazmıştı; "Kendimin diğer insanlardan daha zeki olduğumu düşünmüyorum. Onlardan tek farkım hayal gücümü daha etkin kullanıyorum." Albert Einstein O yıllarda bir şey bulunamamıştı, ama 1980'in ilk yıllarında Berkeley'deki California Üniversitesinde nero-anatomist olan Marian Diamond Einstein'in beynindeki farklılıkla ilgili olağanüstü bir bulguyu açıkladı. Bu bulgu dünyada eğitime ve dehaya olan bakış açısını değiştirecekti.
● Marian Einstein'in beynindeki nöronlar arasındaki ilişki sayısının da diğer insanlara oranla çok daha fazla olduğunu fark etti. ● Ancak bu ilişkiler kişinin beynini kullanması, düşünmesi, kendi kendisine sorular sorması ve hayal gücünü kullanmasıyla oluşuyordu. ● Beyindeki nöronlar arasındaki ilişkilerin artırılması herkesin kendi elindeydi. Yani herkes kendi beyninin mimarıydı. Esas olan öğrenmeyi ve düşünmeyi öğrenmekti. "Eğitim öğrenilen bilgiler unutulduktan sonra geriye kalan şeydir." Albert Einstein |
Konular
Dosyalar
6.çerçeve programı projesi hazırlama .6.çerçeve programı projesi sunma ve değerlendirme.Finansal Analiz.Örnek Finansal Analiz.Finansal Başarısızlık.Sermaye Piyasası Kurumu.İnsan Kaynakları Yönetim Sistemi.AB'ye Özel sektörün intibakı.AB Çevre Müktesebatı.Stratejik Planlama.Bilgi Toplumu Stratejisi.Tarım Stratejileri.Kriz Yönetimi .EU Lobbying.Bilgi ekonomisinin reddettikleri.Teknokentler.Bilgi Ekonomisi.E-Ticaret'e Davet.TİKA Teknik Yardım Projeleri.Fikri Mülkiyet Hakları.Proje Yönetimi.Endüstriyel Tasarım Tescili.Tübitak Proje Destek Süreci.Pazar Araştırması ve Planlaması.Örgüt Yönetimi.Makale Yazma.Bilimsel Araştırma Teknikleri.
Yurtdışı Pazarları
Azerbaycan. Moğolistan. Türkmenistan. Kırgızistan. Kazakistan. Özbekistan. Ukrayna. Moldava. Romanya. Gürcistan. Makedonya. Bosna-Hersek.
Vizyon 2023 Teknolojik Öngörüleri
Strateji Belgesi. Üretim. Tasarım. Savunma Havacılık Uzay. Nano. Mekatronik. Malzeme. Enerji ve Çevre. Biyoloji ve Genetik. Bilişim.
Genel Bilgiler
Dinler Tarihi.Atatürkçülük.
BİLİM
TOPLUM Dunya ekonomi tarihi.GIDA ÇEVRE SAĞLIK TARIM Bitki Islahı.MALZEME TEKNOLOJİ Nano Teknoloji.Bilgisayar Ağ Temelleri.ENERJİ TAŞIMACILIK UZAY Yıldızların İç Yapısı ve Evrimi.
SANAT
ROL MÜZİK EDEBİYAT YEMEK Denizlerimizdeki Balıklar.
SPOR
YAZ KIŞ MÜCADELE
